KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

BÜLBÜL – II

Bülbül, 25.04.2021, Murat Akkaya

Buradaki yazı dizime, yine bülbülle devam ediyorum. Söz konusu yazı 8 Ekim 1891 tarihinde Maarif dergisinin 7. sayısında yayımlanmış. Bu kez bülbül, kurmaca bir metnin konusu değil. Kuş gözlemciliğiyle ilgili, yer yer ornitolojik bir metinde bülbülle karşılaşıyoruz. Yazı, kuş gözlemciliğiyle ilgili ornitolojik bir metin olmasına rağmen yazarı Ali Nazîmâ’nın kişisel duygu ve düşüncelerini de içeren bir deneme gibi de duruyor. Bu aslında günümüz kuş gözlemcilerinin (amatör ya da profesyonel) kişisel sosyal medya hesaplarında kuş gözlemiyle ilgili paylaşımlarında da sıkça rastlanan bir üslup.

Örneğin Ali Nazîmâ yazısında bülbülün “ötmekten başka bir şey” bilmediğini, ancak “öttüğü zaman da” herkesin onu dinlemek için sustuğunu söylüyor. Bu durum, yazının, yazarının özgün metni (telif eser) olduğuna bir kanıt olabilir. Buna dikkat çekmemin nedeni bu dönemde buna benzer bilimsel/yarı-bilimsel/popüler-bilimsel yazıların, dönemin Fransızca, İngilizce, Almanca gibi batı dillerinde yayımlanan dergi ve gazetelerinden çeviri olma ihtimalinin yüksek olmasıdır. Bu türden çeviri yazılara “Fransızcadan mütercemdir” gibi bilgilendirme notları konulduğu gibi, hiçbir açıklama yapılmamış olan çeviri yazılar da mevcuttur. Ali Nazîmâ’nın deneme türüne yaklaşan kişisel üslubu yazısının özgün olduğunu ya da en azından yaptığı okumalardan kendine özgü bir özet çıkardığını göstermektedir.

Bu arada Ali Nazîmâ eldeki verilere göre bir kuş bilimcisi değil. Kaynaklar onun bir dil öğretmeni ve eğitimci olduğunu gösteriyor. Galatasaray Lisesinin lise ve yüksek bölümlerinden mezun olmuş ve daha sonra birçok okulda öğretmenlik ve yöneticilik yapmış. Ayrıca Arapça, Fransızca ve Türkçe sözlük çalışmaları da var. Benim gördüğüm kaynakların hiçbirinde Ali Nazîmâ’nın kuşlarla olan ilgisini gösteren bir iz yok. Belki de ilk kez bu yazıyla günümüz okuru ve araştırmacıları onun kuşlarla ilgili olduğunu ve bununla alakalı metinler de ürettiğini öğreniyor.

Yazarımız bülbülle ilgili günümüz literatüründe de doğruluğu teyit edilen bilgiler vermesinin yanında, sınıflama (taksonomi) açısından muhtemelen bir yanlış bilgiyi ya da karışıklığı da kaleme almış görünüyor. Ali Nazîmâ, bülbülün ötleğenler familyasına dahil olduğunu belirtmiş. Benim yaptığım araştırmalara göre bülbül, gününüz kuşlar taksonomisinde ebird.org sitesine göre Sinekkapangiller (Lat. Muscicapidae, İng. Old World Flycatchers); trakus.org sitesine göre de Ardıçkuşlarıgiller (Lat. Turdidae, İng. Thrushes and Allies) familyasına dahil edilen bir kuş. Sinekkapangiller familyası referansı olarak İskoç doğa bilimci John Fleming (1822), Ardıçkuşlarıgiller familyası referansı olarak da Alman ornitolog Christian Ludwig Brehm (1831) gösterilmektedir. Bunun dışında belki de, çok zayıf ama yine de muhtemel bir olasılıktan daha bahsedilebilir. Ali Nazîmâ belki de bülbülün familyasından değil de takımından bahsediyor olabilir. Yani, Ötücükuşlar (Lat. Passeriformes) takımı yazacağına “Ötleğenler sınıfı” yazmış olabilir. Buradaki karışıklığın doğruluğunu tayin etmek belki de bu yazıyla karşılaşacak doğa bilimcilerin ve/ya da kuş bilimcilerin işi. Ben sadece durumu tespit etmiş olmakla yetineyim. Günümüz kuş bilim araştırmalarına küçücük de olsa bir katkısı olur umuduyla artık söz konusu yazının, önce orijinal halinin fotoğrafına ve sonra Latin harflerine aktarılmış haline geçebiliriz:

BÜLBÜL

(Maarif, 7, 02.03.1893, s.716)

                Ormanlarda en iyi taayyüş eden [yaşayan] kuşların en iyi öteni bülbül olup sedası gayet kuvvetli ve uzak mahallerden işitilir. Diğer kuşlar gibi ötmelerini, nakaratlarını tekrar etmeyip bazı kere oynak ve şaşaalı ve bazı kere gayet latif, gayet yavaş, gayet hazin olarak alettevali [ardı ardına] ötmesini değiştirebilir:

                Bülbül akşamüstü ve gece vakti bazı kere sabaha kadar nağme-saz olmayı [şarkı söylemeyi] gündüze tercih eder. Bu kuşun hânında vahşice [beslenmesi yabanıl] olduğundan evlerden uzak ormanlardan haz eder ve bahusus [özellikle] ırmaklara saye-bahş olan [gölge veren] büyük ağaçları sever. Eğer yanına gayet ziyade yaklaşılır ve ziyade gürültü edilirse susarak yaprakların altına gizlenir yahut oradan uçup gider. Bülbül küçük ve narin bir hayvan olup tüyleri dahi pek adidir [sıradandır]. Yuvasını yapmakta mahir olmayıp ötmekten başka bir şey bilmez; lakin öttüğü zaman onu dinlemek için cümle alem sükût eder.

                Bülbül başı küçük, gagası sivri, ufak olan pençeleri uzun ve incedir. Küçük sinekler, tırtıllar, toprak kurtları ile taayyüş eder [beslenir] ve yuvasını nisan ayında çalılarda yapar ki bu ay en iyi öttüğü zamandır. Bülbül tebdil-i mevsim ile [mevsim değişimiyle] tebdil-i mekan eden [yer değiştiren] bir kuş olup ağustos ayına doğru kışı sıcak memleketlerde çıkarmak için ormanlarımızı terk ederse de nisan ayının içinde tekrar avdet ile [dönerek] yolunu tanıyıp eski yuvasını ve ünsiyet peyda ettiği [ahbaplık kurduğu] ormanları bulabilir.

                Bülbül ötleğen kuşların familyasından bir kuştur.

Ali Nazîmâ

Posted on