KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

BAYKUŞ

İshakkuşu, Kürecik, Murat Akkaya

BAYKUŞ

               Osmanlı aydınlanmasının önemli eğitimcilerinden ve sözlük bilimcilerinden olan Ali Nâzîma’nın, 19. yüzyılda kaleme aldığı kimi gazete ve dergi yazılarıyla amatör bir kuş gözlemcisi olduğu da anlaşılmaktadır. Tespit edilebildiği kadarıyla Ali Nâzîma oldukça amatör bir tavırla ve sınırlı bir bilgiyle çevresinde gözlemlediği kuşlarla ilgili küçük deneme-makaleler kaleme almıştır. Onun bu çok önemli çabası, o dönemde kuş, doğa ve çevre bilinci ve duyarlılığını artırma yönünde yapılan nadir iş ve eylemlerden biri olmuştur. O günün entelektüel, siyasal ve toplumsal yapısı ve koşulları ile birlikte düşünüldüğünde, Ali Nâzîma’nın Türkiye kuş gözlemciliği tarihindeki önemi hemen anlaşılacaktır. Yazarın bu gözlemleri belki de Türkiye kuş gözlemciliği tarihindeki ilk kişisel gözlem kayıtlarıdır.

               Ali Nâzîma, Maarif dergisinin 29.10.1891 yılında yayımlanan 10. sayısındaki “Baykuş” adlı yazısıyla, bu kez de baykuşlarla ilgili gözlemlerini okuyucusuyla paylaşmıştır. Yazarın “adi baykuş” olarak adlandırdığı türün, tam olarak anlaşılamamakla birlikte Asio (kulaklı baykuşlar) cinsi bir baykuş, çıkarımıma göre de büyük bir olasılıkla “kır baykuşu” olduğunu sanıyorum. Bu sonuca yazarın verdiği tarif üzerine varıyorum. Nitekim Ali Nâzîma, adi baykuş olarak adlandırdığı baykuşun tipik olarak, kafasında kulağa benzer sorguçları (kuşların tepelerindeki uzunca tüy demeti) bulunduğunu, kurs veçhine (surat çemberi) sahip olduğunu, ufak bir tavuk büyüklüğünde olduğunu ve kayalık, açık alanlarda yaşadığını söylemektedir. Bu verilerden yola çıktığımda ulaştığım sonuç kır baykuşudur (asio flammeus)[1]. Burada şunu da belirtmeliyim. Kişisel olarak daha önce kır ya da kulaklı orman baykuşu hiç gözlemlemedim. Ali Nâzîma’nın verdiği tariften yola çıkarak çeşitli kaynaklara başvurup karşılaştırmalar yaparak bu sonuca ulaştım.

               Yazarımız “Baykuş” yazısında, adi baykuşlar haricinde birkaç başka baykuş türü olduğunu da belirtmektedir. Nâzîma bu baykuşların da adi baykuşlara benzediğini, sadece adi baykuşlar gibi sorguçları olmadığını belirtmiştir. Yazar, yazısında baykuşların besinleri, yuvaları, gece ve gündüz görüşleri, tüyleri ve fiziksel görünüşleri hakkında bilgiler vermektedir. Ancak yazısının bence en önemli ve çarpıcı kısmı, baykuşların insanları korkuttukları ve uğursuz sayıldıkları için öldürüldüklerini ve daha da acıklısı türlü işkencelere maruz bırakıldıklarını belirttiği bölümdür. İnsan barbarlığının, kör inançla birleşerek ne derecelerde vahim ve yıkıcı sonuçlar doğurabildiğini, Ali Nâzîma, kendi okurlarına dili döndüğünce, yeri elverdiğince anlatmaktadır. Maalesef günümüzde bu yıkıcılık, üstelik kör inançla da değil sözüm ona “teknolojiyle”, “çağdaşlıkla”, “kalkınmayla”, “ilerlemeyle” ve buna benzer daha birçok modernleşmeci safsatayla birleşerek artık çok daha sistemli, çok daha örgütlü ve çok daha geniş kapsamlıdır; dolayısıyla da vahamet, Ali Nâzîma’nın aklından bile geçiremeyeceği boyutlara ulaşmıştır.

               Baykuşlara reva görülen muamelelerin tam tersine, yazarımıza göre, bu kuşlar tamamen zararsızdır ve bu kötü ve vahşi muameleye maruz kalmaları tamamen haksızlıktır. Dönemin faydacı bakış açısı bu yazıda da kendini daha sonraki satırlarda gösterse de, Ali Nâzîma’nın bu faydacılıktan önce, haksızlığa vurgu yapmış olması, o dönemin güdüleyici ve başat koşulları göz önünde bulundurulduğunda oldukça önemlidir. Yazarımız bu haksızlık vurgusundan hemen sonra, bu kuşların öldürülmesinin ve işkence görmesinin insanlara çok büyük bir zararı olduğunun altını çizer. Hatta bunu baykuşların memleketi kurtardıklarını söyleyecek kadar ileriye taşır. Ona göre baykuşların hiçbir uğursuzluğu yoktur, tersine memleketi kurtaran bu hayvanlar bize ve ülkemize çok faydalıdır.

               Bu yazının hemen ardından, baykuşlarla ilgili daha bilimsel ve daha nesnel bir yazı[2] yayımlamayı planlıyorum. O yazının giriş kısmında belki bu yazıyla ilgili birtakım başka görüş, tespit ve karşılaştırmalara da yer verebilirim.

               O yazıda görüşmek üzere. Keyifli okumalar…

Baykuş

               Güneş battıktan iki saat sonra karanlık olmaya başladığı vakit gece kuşları yani baykuşlar yuvalarından çıkıp avlarıyla meşgul olurlar. Bütün bu hayvanlar yırtıcı kuşlar sınıfına mensup olup geceleyin yırtıcı kuşlar familyasını teşkil ederler. Gündüzün yırtıcı kuşları gibi büyük ve çengel misali eğri gagaları ve pençelerinde büyük eğri tırnakları vardır. Tüyleri boz renkte olup bütün vücudu kaba ve sıcak tutucu tüylerle setr olunmuştur [örtülüdür] ki onları gecenin serinliğinden vikaye eder [korur]. Kanatları pamuk gibi yumuşak tüylerle mestur [örtülü] olduğundan gürültüsüzce uçarlar. Gözlerinin etrafında tüylerden yelpaze biçimi açılmış bir daire vardır ki kurs veçhi [surat çemberi] tesmiye olunur [olarak adlandırılır]. Bu kuşların cümlesi gece vakti iyi görürler. Kedi gözü gibi gölgede parlar olan gözleri yuvarlak ve büyüktür. Güneş ziyası bunların gözlerini kamaştırdığından gündüz asla görmezler. Bu halde gündüzden içtinap edip [kaçınıp] geceyi ve ayın sevimli ve beyaz olan ziyasını seveceği tabidir.

               Adi baykuşlar ufak bir tavuk büyüklüğünde olup tüyleri esmer ve kara beneklerle müzeyyendir [süslüdür]. Başının üzerinde iki küçük sorgucu vardır ki iki kulak gibi görünür. Baykuşlar yuvalarını kayaların yahut harabe duvarların deliklerine yapıp gündüzleri oralarda uyur ve geceleri şikarlarını [avlarını] aramaya çıkar ve adi ve yer ve tarla fareleri ve köstebekler ile taayyüş ederler [beslenirler]. Bu adi baykuşlardan maada [başka] birkaç nevi baykuş olup cümlesinin adi baykuşlara müşabehetleri [benzerlikleri] varsa da yalnız sorguçları yoktur. Bazı esmer ve gümişi ve beyazdır ve bazı bozar renkte olup göğsü beyazımtıraktır. Bütün bu kuşların suret-i taayyüşleri birbirlerinin aynı olup cümlesi korkaklık ve vahşilikleriyle beraber insana kolaylıkla alışırlar. Bazı kimseler bu gece kuşlarından fevkalade korkup bağırmaları bir musibet ve felaket işaa eder [duyurur] zannederler ve bazıları da bu zarar iras etmeyen [vermeyen] hayvanları takip ederek öldürürler veyahut gaddarane [insafsızca] bir surette onlara eziyet verirler ki bu büyük bir haksızlık olmasıyla beraber bir hasar-ı azimdir [büyük bir zarardır]; zira bu kuşlar bizim için uğursuzluk olmadıktan maada [başka] memleketi halas ettiklerinden [kurtardıklarından] bizlere fevka’l-gaye [son derece] fayda-bahştır [faydalıdır].

Ali Nâzîma

Maarif, 7, 8.10.1891, s. 115


[1] Bu noktada bir ikinci olasılık kulaklı orman baykuşudur (asio otus). Ancak kulaklı orman baykuşları ormanlık ve ağaçlık alanlarda yaşayıp avlandığından kır baykuşu olasılığını daha geçerli buldum.

[2] Ahmed Hamdi Efendi, “Umum Baykuşlar”, Hazine-i Evrak, 14 (13.10.1881), s. 219-224.

Maarif, 10, 29.10.1891, s. 152

Posted on