
“KIYAFETİ FAKİR GÖNLÜ ZENGİN” KUŞ: TOYGAR[1]
19. yüzyılda Türkiye’de kuşlar ve kuş gözlemciliğine ilişkin üretilmiş yazılı metinlerin izini sürdüğüm bu yazı dizisinde[2] bu kez, Mecmua-i Lisan dergisinin 12.09.1899 (R. 30 Eylül 1315) tarihli 37. sayısında, çevirmen olarak M. Fahreddin imzasıyla yayımlanan “Toygar” adlı yazıyı ele alıyorum. Yazıyı özgün haliyle Latin harflerine aktararak ve günümüz okuyucusunun yabancılık çekmemesi için bazı sözcük ve sözcük gruplarının yanına köşeli parantezler içinde koyduğum açıklamalarla yayımlıyorum. Söz konusu yazının orijinali Fransız Tarihçi Jules Michelet’e (1798-1874) ait. Bu metin, Michelet’in L’Oiseau (Kuşlar) adlı kitabının toygar kuşuyla (l’aloutte, tarlakuşu) ilgili kısmından bir parçanın çevirisi.
Ama önce, “ahlaki iyilik” ve “merhamet” unsurlarının ağırlığının hissedildiği duygusal, yine de bilim tarihi açısından bilimsel kabul edilecek bu metnin hem kuş gözlemciliği açısından öneminden hem de bir parça Türkiye’nin erken dönem[3] modernleşme evresinde bilimsel ve yazınsal metin üretimiyle ilişkisinden söz etmek istiyorum. 19. yüzyılda Türkiye’de kuş gözlemciliğine ilişkin konuşurken, en azından kuş gözlemciliğine ilişkin yazılı metinlerden bahsederken, Türkçe yazında o dönemde egemen olan ahlakçı, aşırı duygusal, santimantal[4] bakış açısı, biçim ve biçemden de söz etmek gerekiyor. O dönemde bu yaklaşıma olan eğilimin farklı birçok nedeninden bahsedilebilir. Ben burada, aşağıda alıntıladığım “Toygar” adlı yazıyla, yani kuş gözlemciliğiyle ilişki kurulabilecek olanlarından bahsetmek istiyorum.
19. Yüzyılda kısmen ve bölgesel (genel olarak eğitim görmüş bürokrat sınıf arasında ve İstanbul’da) olarak ivme ve işlevsellik kazanan erken dönem modernleşme evresinde olan Türkiye’de Türkçe yazına içkin bu aşırı duygusallığın nedenlerinden biri, kurumsal ve teknolojik olarak “modern” olanın peşinden el yordamıyla gitmeye çalışan aydın sınıfın içlerinde taşıdığı düalitedir. Dönemin aydın sınıfı, modern kurumlar ve teknolojiye sahip olmak fikri ve arzusuna sahipti, ama aynı zamanda benliklerinde, geçmişlerinden kültürel kodlarla taşıdıkları muhafazakarlığın da özgül bir ağırlığı vardı. Bakış açılarında, yaklaşımlarında ve seçimlerinde bu ikilik belirgindir. Moderni talep eden bu aydınlar, taleplerine konu her türlü modernliği genetik miras olarak taşıdıkları muhafazakarlığın bu ince imbiğinden geçirmişlerdir. Bu yaklaşımları, örneğin romanlar konusunda çok belirgindir. Bizde 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren tanınmaya, okunmaya ve yazılmaya başlanan roman konusunda gerek aydının, gerek okuyucunun, gerekse de yazarın tercihi belirgin bir şekilde “ahlaki iyiliğe” dayanan örnekler olmuştur. Şunu demek istiyorum: O dönemde romana yönelmek moderni tercih etmek; ahlaki iyiliği ön plana çıkaran santimantal romanlara yakın durmak da hala diri muhafazakar tepkileri (gerek içsel gerekse de dışsal) karşılamak anlamına geliyordu. Bu tutum sadece kurmaca ve imgesel yazınsal metinlerle sınırlı değildi. O dönem literatürünü oluşturan her türlü metin, bu arada bilimsel nitelikte olanlar da dahil bu eğilimin ve bakış açısının etkisini taşırlar. Hal böyleyken, bunun, bu yazının konusu “Toygar” metni gibi kuş gözlemciliğiyle ilgili metinlere yansımış olması hiç de şaşırtıcı değildir.
19. yüzyılda yayımlanmış kuş gözlemiyle ilgili bir metinde santimantal bakış açısının başat olmasının bir başka nedeni, insanın kendini merkeze alarak kurgulamış olduğu varlıklar hiyerarşisi ve bu hiyerarşinin insanda yarattığı üstünlük algısı olabilir. Taksonomideki her farklı basamak arasında ve her farklı basamağın her farklı türü arasında “güçlülük” “güçsüzlük”, “yücelik” “zavallılık”, “iyilik” “kötülük” gibi ahlaki kategorilerle oluşturulmuş yapay bir hiyerarşi mevcuttur. Aslında bu hiyerarşik bakış açısı modern dünyanın üstün insan algısıdır; dönemin Türkiyeli aydınına özgü bir durum değildir. Yine de geçmiş yüzyıllarda Osmanlı olmanın yarattığı güç ve üstünlük hissinin, dönemin Türkiyeli aydınlarınca, aynı muhafazarlık gibi kültürel ve toplumsal genetik kodlarla hala taşınmakta olduğu düşünülürse, modern dünyanın evrensel üstün insan algısının Türkiyeli aydında ekolanarak güçlenmiş olduğu zorlama bir çıkarım olmayacaktır. Buradan hareketle, konusu ornitoloji olan bir yazıda “fakir kıyafetli”, “zavallı”, “haksızlık”, “gönül zenginliği” gibi insana özgü olması gereken sıfat ve tanımlamaların doğaya, hayvanlara, kuşlara atfedilmiş olmasını anlamak biraz daha kolaylaşacaktır.
Bu santimantal bakış açısıyla ilgili olarak “Toygar” metninin asıl yazarı Jules Michelet’ten de biraz bahsetmek gerekir. Öncelikle, bu çalışma kapsamında yapılan arşiv taramalarında adıyla ilk kez karşılaşılmaktadır. Aşağıya aldığım yazısından önce Türkiye’de herhangi müstakil bir kitabı ya da dergi ve gazetelerde herhangi bir yazısı yayımlanmamıştır. Ancak daha sonra Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Fransız ve Rönesans tarihiyle ilgili kitaplarının 1970’li yıllara kadar birkaç kez Türkçeye çevrilip basıldığı görülüyor. Ulus devlet yaratma sürecindeki yeni iktidarın, kimi kaynaklarda “ulusalcı” ve “romantik” olarak adlandırılan tarihçi Jules Michelet ile yollarının kesişmesi olağan karşılanabilir. Nitekim bu kitapların Kazım Berker gibi Cumhuriyet dönemi iktidarına yakın isimlerce çevrilmiş oldukları görülmektedir.
Jules Michelet’eye “romantik” tarihçi denmesinde haklılık payı olduğu, aşağıdaki “Toygar” yazısından da açıkça anlaşılacaktır. Ayrıca Michele’nin L’Osieau[5] adlı kitabına yazdığı önsözde de, doğa tarihine ne kadar duygusal ve romantik yaklaştığı ilk bakışta kendini belli eder. O önsözün bir bölümünde Michelet, kitabı yazarken kimlerden destek aldığını açıklarken şöyle der: “Başka destekçilerimiz yok mu sanıyorsunuz? Onların adlarını da burada anmamak haksızlık, nankörlük olurdu. Çatımızın altına konan tanıdık kırlangıçlar sohbetimize katıldı. Etrafımda dolaşan bahçemizin ev sahibi kızılgerdan, kitabıma nazik notlar ilave etti ve bazen bülbül, içe işleyen konserleriyle onun bu katkısını bir süre erteledi.” (s. IV)
Son olarak yazıya adını veren “toygar” kelimesiyle ilgili birkaç hususu belirtmek aydınlatıcı olacaktır. Toygar o günün taksonomisinde, bugün tarla tarlakuşu (alauda arvensis) dediğimiz türün karşılığı olarak kullanılmaktadır. Orijinal metinde Michelet’nin kullandığı Fransızca karşılık ise “l’aloutte”. Bu sayfada daha önce yayımlanmış iki yazı da tarlakuşlarıyla ilgiliydi[6]. Bu yazılar biri James Hogg’un bir diğeri Percy Bysshe Shelley’in tarlakuşlarına yazdıkları şiirlerin Türkçe çevirileriydi. Orada tarlakuşu türü için “çayır kuşu” karşılığı kullanılıyordu. Bu iki metne dayanarak, türün o dönemde Türkçedeki adının çayır kuşu olduğuna kanaat getirilmişti. Şimdi bu yazıyla birlikte günümüz taksonomisinde Türkçe tarlakuşu olarak adlandırdığımız türe “toygar” denildiği görülmüş oluyor.
Aşağıya, Latin harflerine çevirerek ve köşeli parantezler içinde bazı açıklayıcı notlar eklediğim yazının çok ilgimi çeken bir bölümünün altını çizerek sizi yazıyla baş başa bırakmak istiyorum. Bu yazıda, tarlakuşlarının gerektiği durumlarda kırlangıçlar gibi kardeşlerini beslediğini belirtiyor: “l’alouette, comme l’hirondelle, au besoin, nourrira ses soeurs.” (Michelet, 1856, s.199) Kuş gözlemciliği yanı eksik ve ham olan bir araştırmacı olarak bu bilgiyi ulaşabildiğim herhangi bir ornitolojik kaynaktan teyit edemem. Dolayısıyla bunu siz okuyucuların araştırma ve değerlendirmesine bırakıyorum.
TOYGAR
[Jules Michelet, M. Fahreddin (Çev.)]
Çayırların, çiftçinin en mecruh [tercih edilen] kuşu toygarlardır. Çiftçinin refik-i daimi [her zaman yoldaşı], en müşkül işinde hemdemi [can ciğer arkadaşı] olan bu mürg teselli-aver [teselli edici kuş] bera-yı teşvik [destek olmak için] kendisini her tarafta bulur, imdadına yetişir, ümit-bahş olur [ümitlendirir]. Ümit, Fransızların ecdadı Galyalıların milli armalarını tezyin eden bir “kelime-yi mübecelle” [yüce bir kelime] olduğu hesabıyla, kıyafeti fakirane, fakat terennümü bol, kalbi gani olan bu kuşu tair-i milli intihap ve kabul etmişlerdir [milli kuş olarak seçip kabul etmişlerdir].
Toygarın tırnaklarının vaziyeti – yaratılışında tabiatın bir gadr-i mahsusu [doğanın mahsus yarattığı bir haksızlık] olarak – ağaçlar üzerinde konmaya müsait değildir. Yerde zavallı tavşana komşu, tarla izinde gayr-i mahfuz [korunaksız] bir yuva yapar. Ne kadar endiş-nak [sıkıntılı], ne rütbe elem-nak [kederli] bir haldir ki, kuluçka olduğu zaman bile, hayatı bi-karari tehlikeye maruz! Bu mader-i gadr-didenin [haksızlığa uğramış annenin] latif hazinesini şahin ile çaylaktan ancak bir ot yığını muhafaza eder. Alelacele kuluçka olur, titreyen yavrucuklarını süratle büyütür.
Bu biçarenin, acıklı komşusu tavşanın derdine ortak olmayacağına kim inanmazdı? Lakin bilakis kendisinde – bir hal-i garabet-i iştimal olarak [garip bir davranış olarak] – neşe, çabuk unutmak, hafif meşreplik gibi ahval-i garibe-yi ruhiye [garip bir ruh hali] vaki oldu. Bu tair-i milli tehlikeden kurtulur kurtulmaz mes’udiyetini, terennüm-i latifini [tatlı şarkılarını], zapt olunmaz meserretini [sevincini] tekrar bulur. Daha garibi, duçar olduğu müellim [elem veren] tehlikeler, geçirdiği hayat bî-sebat [değişken] kalbini meşakkate alıştırmaz (kendisini cefakar kılmaz); ahval-i ruhiyesine asla kâr-ger olmaz [etki etmez]: Mamafih [bununla beraber] neşeli, munis, mutemet olduğu kadar da mesut kalır.
Kuşlar meyanında muhabbet-i biraderaneye nadirü’l-misal bir numune-yi imtisal teşkil eder [Kardeşler arasında ilişkinin ve ilginin göründüğü nadir kuşlardandır]. Toygar, kırlangıç gibi hin-i hacet [gerektiği zaman] haher-i bi-dermanını [zor durumdaki kız kardeşini] iaşe ve ikdar eyler [besler ve onunla ilgilenir]. En hafif bir ziya kendisini terennüme teşvike kafidir. Toygar gündüzün duhter-i nazik-teridir [çok nazik kız çocuğudur]. Vakt-i seher takarrüp ettiği, ufukta kızıllık peyda olduğu ve şems-i münir [parlak güneş] arz-ı çehre-yi ibtisam eylediği [gülümseyen çehresini gösterdiği] zaman da yuvasından ok gibi uçar, cû-yi semayı [gökyüzü boşluğunu] nagamat-ı neşat-averiyle [neşe veren şarkılarıyla] doldurur.
Toygar’ın tanin-endaz [çınlayan] bu gür sedası çiftçilerin hazır ol işaretidir. Peder: “Çayırkuşunu işitmiyor musunuz? Artık gitmeli.” der.
Mecmua-i Lisan, 37, 12.09.1899 (R. 30 Eylül 1315), s. 171-172
[1] Tarlakuşu (Alauda Avensis)
[2] Bu yazısı dizisi kapsamında yer alan yazılarımın yayımlanma sıralaması herhangi bir plana ya da düzene göre değildir. Bu kapsamda yaptığım çalışmalarımı hemen görünür kılmak istediğim için her parçayı biter bitmez yayımlamaktayım. Plana ve/ya da düzene, 19. Yüzyılla ilgili tarama, araştırma, derleme, çözümleme ve değerlendirme çalışmaları bitip dönem tamamlandığında karar verilecek ve buna göre çalışmaya bütünlük kazandırılacaktır.
[3] Buradaki “erken dönem” terimiyle, Türkiye modernleşmesinin ilk evresi kastedilmektedir. Aslında Türkiye’deki modernleşme küresel ve tarihsel ölçekte “geç” ve “iradi” bir modernleşmedir.
[4] Bu metin kapsamında “santimantal” terimi, yazarın olay ve olgulara nesnel ve rasyonel değil, ahlaki ve duygularıyla yaklaşımı anlamında kullanılmaktadır. Yine bu metinde bu yaklaşım, belirli sanatsal/yazınsal bir bakış açısına değil, genel bir ideolojiye, genel bir yazar tutumuna işaret etmektedir. Türkiye’de bu dönemde yazarların, gerek metinle gerekse de metinlerdeki özne ve nesnelerle kurduğu ilişki genel olarak bu terimle tanımlanabilir. Yazarların metinlerdeki başat duyguları merhamet ve kederdir. Bu iki başat duygu metindeki neşeli, coşkulu ve lirik anlara bile az ya da çok sirayet eder. Bu açıklamanın yine de çok genel bir çerçeve olduğunu, bu çerçevenin dışında kimi tekil örneklerin olduğunu da unutmamak gerekir.
[5] Michelet, J. (1856). L’Osieau. Paris, Libraire de. L Hachette.
[6] https://kuslarveedebiyatcom.wordpress.com/wp-admin/post.php?post=6&action=edit&calypsoify=1&block-editor=1&frame-nonce=583670d8a4&origin=https%3A%2F%2Fwordpress.com&environment-id=production&support_user&_support_token
https://wordpress.com/post/kuslarveedebiyatcom.wordpress.com/31