
Kuş gözlemi tele objektifler ya da dürbünle olmaz yalnız. İnsan sırf gözüyle kuş gözleyebileceği gibi, duyguları ve estetik algısıyla da kuşlarla doğal ve etkili bir iletişim kurabilir, hatta onlarla etkileşime geçebilir.
Burada “duygu”dan kasıt, insanmerkezci bir perspektiften bakarak insan dışındaki her şeyi insani olanla açıklamaya çalışan melankolik bir bakış ya da merhametçiliğe varan melodramatik bir tavır değil. Şunu demek istiyorum: Kuşların yaşamsal faaliyet ve döngülerini, eylemlerini ve davranışlarını insani olanlara benzetme ya da kuşların insanların merhametinden medet umar bir durumda olduklarını anlatma çabası sadece beyhude değil aynı zamanda doğa karşıtıdır. Benim duygu ve duygusaldan kastım, insanın kendi yaşamını, edimlerini ve eylemlerini genelde doğayla, özelde de kuşlarla anlamaya, anlamlandırmaya ve ifade etmeye çalışmasıdır. İnsan olmasından ötürü duyumsadıklarını doğal olanla ilişkilendirme çabasıdır. Tıpkı bu şiirde olduğu gibi, bir daha geri dönemeyecek şekilde yurdundan uzak kalmış bir insanın, bu insani deneyimden ortaya çıkan duygularını kuşların göç döngüleriyle anlamlandırmaya çalışması gibi…
Estetikten kastımız da yukarıda ev kırlangıçlarını gösteren çizim ve aşağıdaki şiir gibi insanın güzellik duygusuna hitap eden her türlü yaratıcı eylem ve sonucudur. Kuş gözlemi resimle de yapılır şiirle de. Bunun en güzel kanıtını görmek için yukarıdaki resme bakmanız, aşağıdaki şiiri okumanız yeterli. Üstelik günümüz okuyucusunun daha rahat anlayabilmesi için her dizenin yanında köşeli ayraç içinde günümüz Türkçesiyle de yazmaya çalıştım.
Aşağıdaki şiir M. Faik’e ait. 1885 yılında Mir’at-ı Alem dergisinin 10. sayısında yayımlanmış. Şimdi sizi o şiirle baş başa bırakayım:
Kırlangıçlar
Bir genç nefer-i garip ve mechur [Vatanından uzakta garip bir asker]
Mürganı sanırdı mahrem-i zar [Kuşları kendi iniltisine ortak sanırdı,]
Eylerdi hazin hazin sürudu [Hüzünlü şarkısını mırıldanırdı.]
Bitap idi nâtüvan vücudu [Bitkindi, bedeni zayıf;]
Derdi ederek nazar semaya: [Gökyüzüne bakar ve konuşurdu:]
“Kuşlar, ediniz hemişe pervaz! [“Kuşlar daim olsun uçuşunuz!]
Kırlangıçlar, ki sizi ümit! [Kırlangıçlar, umudunuzdur sizi]
Sevk etmekte başka bir diyara [Başka diyarlara götüren;]
Lakin beni baht kıldı te’bid [Benim ayrı düşmüşlüğüm ise bahtımdan.]
Mümkün mü vusulünüz yâre?! [Sevgilime ulaşmanız mümkündür belki?!]
Talih kılıp evvel diyardan dûr [Talihim beni önceki diyarımdan uzaklaştırdı,]
Etti beni iftiraka mecbur. [Ayrılığa mecbur bıraktı.]
Kırlangıçlar!.. Yok mu aya? [Kırlangıçlar, yok mudur acaba]
Bir hatıra doğduğum mekandan [Doğduğum yerden bir anı olsun,]
Bir şevk-feza haber vatandan! [Ya da vatanımdan bir haber, beni heveslendiren!]
Sizden biri belki bittesadüf [Belki tesadüfen içinizden biri]
Olmuştur o yerde aşiyan-saz [Orada yapmıştır bir yuva.]
Evvel yerdeki bir hayal-i şirin [Önceki yerimden tatlı bir hayal]
Eylerdi tasviratım işgal [Zihnimi oyalar, meşgul ederdi.]
Evvel yerdeki bir nev baharı [Bir ilkbaharı düşünürdüm,]
Eylerdi çimen zemini tezyin [Çimenler süslemiş toprağı]
Bir ma-i main olurdu cari [Akan dereler berrak, gölgesini salmış]
Bir nahil-i nevin salardı saye. [Genç bir hurma ağacının fidanı.]
Evvel yerdeki bir fakir mader [Önceki yerimdeki bir anne]
Hasretle müdam olup mükedder [Çektiği hasret bitmez, kederi sonsuz]
Şimdi ediyor figan ve zarı!? [Ağlıyor mütemadiyen, ediyor figan.]
Efsus hezar ve sad teessüf! [Ah, yüz kere, bin kere ah!]
Aya bu kadar refik-i sadık [Acaba bu kadar sadık arkadaş]
Kim cümlesidir benimle hemhal [Ki hepsi de benimle aynı durumda,]
Mevtınlar yine olur mu lahak?!” [Ne dersin yine döner miyiz yurdumuza!?]
M. Faik (1895), “Kırlangıçlar”, Mir’at-ı Alem, C.1, S.1, s. 149-150.