
“The Skylark” (1790), James Hogg
“Çayırkuşu” (1895), Rıfat Garami
ÇAYIRKUŞU/TARLAKUŞU
Çayırkuşu, günümüz taksonomisinde tarlakuşu olarak bildiğimiz kuştur. Tarlakuşu (Alauda Arvensis), Ötücü Kuşlar (Passeriformes) takımının Toygargiller (Alaudiade) familyasına dahildir ve genel olarak ortalama 18-19 cm boyundadır. Bu kuş Anadolu’da çayırkuşu, toygar ya da turgay adlarıyla da bilinir. Uzun zamandır 19. yüzyılda basılmış Türkçe metinleri tarayarak, bu dönemde kuşlar, kuş gözlemi ve kuş bilimi (ornitoloji) ile olan yazıları bulup derlemeye çalışıyorum. Nitekim bu çalışma kapsamında karşılaştığım metinlerde tarlakuşu için “çayırkuşu” ve “toygar” adları kullanılmıştır. Bundan, daha önceki “Çayırkuşu” yazılarımda da bahsetmiştim.
Burada belki kuş taksonomisiyle ilgili bir hususa daha açıklık getirmek sanırım yararlı olacaktır. Tarlakuşunun dahil olduğu kuş sınıfı “Toygargiller”, Latincede Alaudiade, İngilizcede ise “Lark” sözcükleriyle karşılanmaktadır. İngilizce adı “Eurasian Skylark” olan tarlakuşu, Anglosakson kamuoyunda genelde “lark” adıyla bilinir ve anılır. Oysa “lark” familyasına dahil yüzden fazla kuş türü bulunduğu unutulmamalıdır. Aynı durum bizim çayırkuşumuz için de aşağı yukarı geçerlidir. Bugün artık tarlakuşu olarak bildiğimiz çayırkuşunun dahil olduğu “Toygargiller” familyasına dahil 14 kuş türü Türkiye sınırları içerisinde gözlemlenmektedir[1]. Üstelik “Boğmaklı Toygar” ve “Küçük Tarlakuşu” gibi kimi türler bazı ufak tefek belirgin ya da belirsiz şekil ve ses farklılıkları dışında Tarlakuşu ile fazlasıyla benzerlik gösterirler. Bu anlamda Küçük Tarlakuşu görünüş ve ses, Boğmaklı Toygar ise ses yönünden Tarlakuşuna çok benzerler. Dolayısıyla, aşağıdaki şiiri okurken neredeyse bütün toygar türleri rahatlıkla düşünülebilir.
Tarlakuşlarının en tipik ve insanları en çok etkileyen davranışı, kanatlarını çırparak asılı kaldığı gökyüzünde uzun ve kesintisiz ötüşüdür. Gökyüzündeki sesler insan kulağına bir nağme gibi gelirken, o nağmelerin kaynağını görmek, gökyüzünün parıltısından, güneş ışıklarının gözleri kamaştırmasından ya da bulut parçalarından dolayı çoğu zaman imkansız olur. Tarlakuşu, Anglosakson romantik ve pastoral şiir geleneğinde sıkça kullanılan bir motif, tema ve imge olmuştur[2]. Anglosakson edebiyatında, doğrudan tarlakuşu (skylark ya da lark) adını taşıyan birçok şiir mevcuttur. Tarlakuşunun havada asılı kalarak yaptığı ötüşler çoğu zaman bu tür şiirlerin temalarından olmuştur. Tarlakuşları, Türk edebiyatının çeşitli dönemlerinde de farklı tür ve formlarda tarla kuşu, toygar ve turgay adlarıyla görülür. İradi modernleşme yönünde çabaların yoğunlaştığı, batılı edebi tür ve formların gerek çeviri, gerek uyarlama ve gerekse de telif olarak sıklıkla denendiği 19. Yüzyılın ikinci yarısına odaklandığım arşiv çalışmamda, bundan önce de tarlakuşlarıyla ilgili “Çayırkuşu” başlığıyla yapılan iki şiir çevirisini yine aynı adla yayımlamıştım. Öyle anlaşılıyor ki, Anglosakson gelenekteki tarlakuşu motifi o dönem Osmanlı aydınına yakın gelmiş ve zihin dünyasını etkilemiştir.
Bu seferki “Çayırkuşu” da yine James Hogg’un “The Skylark” (1790) adlı şiirinin çevirisi. Aynı şiirin o dönemde yapılmış diğer Türkçe çevirisi için “Çayırkuşu -2” adlı yazıma bakabilirsiniz. Bu yazımda hep birlikte Rıfat Garami’nin çevirisini okuyacağız. Kendisi hakkında ayrıntılı bir bilgiye ulaşmam mümkün olmadı. Hazine-i Fünun dergisinde bir iki şiirinin yayımlanmış olması dışında çevirmen hakkında başka bir şey bilmiyorum. Rıfa Garami “Çayırkuşu” şiirini düzyazı gibi kaleme almış, şiirin şairini ve orijinal adını belirtmemiştir. Bu yüzden olsa gerek bu çeviri günümüze kadar edebiyat tarihi açısından kısa ve telif bir deneme olarak kabul görmüş.
Ben aşağıda ilk önce çevirinin orijinal halini, sonra da günümüz Türkçesiyle yeniden yazdığım halini sizlerle paylaşıyorum. Yine her seferki gibi, anlamasanız bile, çevirinin orijinal halini okuyup, sesleri hakkıyla işitmenizi salık veririm. Keyifli okumalar…
ÇAYIRKUŞU
Rıfat Garami
Hazine-i Fünun, 21.11.1895, 3. Sene, 22. Sayı, s. 180
Ey mürg-i kamver-i beyaban! Kırlarda, meralarda nasıl bir letafet-i ruh-perverane pervaz edersin! Ey medlul-i lafz bahtiyarı! Bir behişt-i dünyevi denmeye şayan olan sahayı tayeranını tahsin ve takdis ve orada seninle beraber imrar-ı ezman etmeyi her şeye tercih eylerim! Sema-yı bî-münteha-yı hayret-fezada görünen sehaib-i berf-reng-i nazar-pîrâya doğru pervaz ederken tarifi müteazzır sevk-i deruni ile söylediğin o şarkılar ne kadar muhrik ve dil-sazdır. Bal ü per ki kesif gammamelerdeki jalelerle teblil ve tartib ettiğin halde ervaha bir neşve-yi cavid bahşeden sürur-ı vecd-averinle hangi diyara azim edersin!
Îtila-gâhın daima asuman-ı letafet-nişanda cilvekar olan ebrler, hab-gâh-ı istirahatin arzdaki latif, can-bahş dirahtanlardır! Hoş-nüma çimenlerle tecemmül ve tahalli eden tepelerden, menabi-yi latifeden, yeşil kırlar ve küsharlardan alessabah in’ikas-ı ziya-yı letafet-intima-yı şems ile bir derya-yı nura benzeyen enhar-ı hoş-ı revanın balasından, sehab-parelerin arasından tayeran ederek söylediğin o lahuti nağmeler reşk-aver-i anâdîl derecede hazin, dil-nişindir.
Hurşid-i alem-ara guruba müheyya olduğu, sular kararmaya başladığı vakit kemal-i şetaretle senin aşiyane-yi latifinde hab-ı sefa-pervere dalmaklığın kadar güzel ne tasvir olunabilir?
Günümüz Türkçesiyle:
Ey tarlaların arzularını tatmin edebilen mutlu kuşu! Kırlarda, meralarda ruhu besleyen öyle bir güzellikle uçuyorsun ki! Ey bahtiyar sözünün tam karşılığı kuş! Yeryüzünde kurulu cennet denmeye layık uçtuğun o yerlere kendimden geçerek hayranlık duymayı ve orada seninle zaman geçirmeyi her şeyden daha fazla isterim! İnsanı hayretler içinde bırakan bitimsiz gökyüzünde bakmalara doyulamayan kar renkli bulutlara doğru uçarken, o tarifi güç coşku ile içinden gelerek söylediğin şarkılar ne kadar da yakıcı ne kadar da gönül okşayıcı! Kanatlarını yoğun bulutların su damlacıklarıyla ıslatıp sırılsıklam ettiğin halde ruhlara ebedi bir neşe bahşeden o çıldırtıcı sevincinle kim bilir hangi diyarlara gidersin!
Yükselerek uçtuğun yerler daima o güzel gökyüzündeki cilveli bulutlar, dinlenmeye çekildiğin yerler ise yeryüzündeki cana can katan enfes koruluklardır. Görüntüsü hoş çimenlerle süslenmiş ve donanmış tepelerden, latif pınarlardan, yeşil kırlar ve yükseltilerden, sabah erkenden güneşin güzel ışıklarının yansımasıyla bir ışık denizini andırarak akıp giden güzel nehirlerin üzerinden, bulut parçalarının arasından uçarak söylediğin o ilahi nağmeler bülbülleri kıskandıracak derecede hazindir ve insanın gönlüne işler.
Cihanı süsleyen güneş batmaya yüz tuttuğu, sular kararmaya başladığı vakit, o güzel yuvanda sonsuz bir sevinçle uykuya dalman kadar daha güzel ne olabilir?
[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_ku%C5%9Flar_listesi#%C3%96t%C3%BCc%C3%BC_ku%C5%9Flar_(Passeriformes)
[2] Bu konuda biraz daha etraflı bilgi için “The Skylark: A Symbol of Poetic Inspiration for Generations with Special Reference to Shelley and Hughes” adlı makalenin “Literature Review” adlı bölümüne bakılabilir: Baby, K. T. (2022). “The Skylark: A Symbol of Poetic Inspiration for Generations with Special Reference to Shelley and Hughes”, Partenika J. Social Sciences and Humanities, 30 (2), 723-742.