19. Yüzyılda Kuşların Moda ve Giyim Endüstrisinde Kullanımı, Bunun Yarattığı Ekolojik Yıkım ve Tuhaf Bir Çözüm Önerisi


Bir Tuhaf (Ticari) Ekolojik Duyarlık
İkdam gazetesinin 23 Şubat 1895 tarihli 206. Sayısında yayımlanan “Kuşlar ve Moda” adlı yazıyı okumaya başladığım da itiraf etmeliyim ki ilk başta o dönemde daha önce tesadüf etmediğim gerçek bir ekolojik duyarlılıkla karşı karşıya olduğumu düşünüp heyecanlandım. Nitekim yazı kuşların, moda, giyim-kuşam ve süslenme uğruna ekolojik bir yıkıma maruz kaldığını söyleyip bu konuda samimi bir endişeyi dile getirerek başlamaktaydı.
19. Yüzyılın son on yıllarını kapsayan erken Osmanlı (Türk) modernleşmesi döneminde kuşbilimi, kuş gözlemi ve edebiyatta kuşlarla ilgili yazılarda karşılaşılan genel tutum insanmerkezcilik, faydacılık ve merhamettir. Yani entelektüel sınıf ekolojik meselelerle ilgili doğrudan ya da dolaylı tespit ve değerlendirmelerini, çevreye, canlı yaşamına ve bu arada kuşlara neredeyse merkezileşmiş bu eksenler üzerinden bakarak yapmaktadır. Döneme ilişkin yaptığım derleme ve değerlendirme çalışmaları sırasında, bu genel çizginin dışında kalan yazılar da yok değildi. Bu bağlamda öncelikle imgesel ve kurmaca metinleri saymak gerekir. Bu edebi metinlerde de yukarıda sayılan başat bakış açılarının etkileri farklı dozlarda görülebiliyor olsa da yine de imge ve kurmacanın özgürleştirici etkisi bunları fikri metinlerden ayırıyordu. Ayrıca, Mustafa Kemal ve Ahmed Hamdi Şirvani gibi entelektüellerin kuş gözlem notu ve/ya da ornitolojik değerlendirmeler olarak okunabilecek yazıları da oldukça nötr ve olabildiğince insanın ekonomik ve sosyal yaşantısından bağımsız metinlerdi. Ancak söylendiği üzere bu yazılarda da insani faaliyetlerin ekoloji üzerindeki etkileri görünmüyordu. Hal böyle olunca, “Kuşlar ve Moda” adlı yazının kuşların moda uğruna nesillerinin tehlike altına sokulmasını hatta yok edilmesini üst perdeden protesto ederek söze başlaması yukarıda sözü edilen merkezileşmiş bakış açısının dışında kalmış özgün bir söylemle karşı karşıya olduğum düşüncesini doğurmuştu bende.
Nitekim imzasız yayımlanan söz konusu yazıda öncelikle, kuşların moda için aşırı bir kar hırsı ve sonsuz bir açgözlülükle katledilmelerinin ekolojik dengeyi bozduğu ve dolayısıyla insanın tarımsal faaliyetlerini olumsuz etkilediği ileri sürülmektedir. Moda uğruna kuşların sadece tüylerinin değil, başları da dahil olmak üzere bütün parçalarının büyük bir hırsla tüketildiği söylenen metin, bu durumun olumsuzluğunu yalnız pratik anlamda, yani çiftçilerin gördüğü zararla açıklamakla yetinmez, konuya doğal ve estetik bir boyut da kazandırır. Kuşların bu şekilde tüketilerek yok edilmelerinin doğanın uyumu ve bu uyumu görüp yaşamaktan keyif alan insanlar açısından da bir felaket derecesine ulaştığını da bildirir.
“Kuşlar ve Moda”, ishakkuşu gibi kimi gece yırtıcılarının ilginç görünüşlü başları ve renkli kanatları için katliama varacak derecelerde avlandığını ve bundan dolayı çiftçiye zararlı olan kemirgen ve haşerelerin her geçen gün arttığını vurguladıktan sonra, sözü tavus kuşlarına getirir. Tavus kuşlarının tüylerinin ticari olarak çok değerli olduğu için aşırı derecede rağbet gördüğünü ve bu yüzden bu kuşların henüz üreme ergenliğine erişemeden katledildiklerini kaydeder. Yazı, yayımlandığı tarih itibarıyla modada kuşlara gösterilen ilginin azalması sayesinde bu ticarete konu kuşların nesillerinin bir nebze olsun toparlandığının ve bu durumun doğa severlere mutluluk verdiğini belirterek devam eder.
Sorunu, bu sorunun sonuçlarını ve durumun hem ekolojik çevre hem de insan yaşantısı açısından sürdürülemezliğini bu şekilde açıklıkla ortaya koyan yazı, devamında çözüm önerisine geçer. Okuyucu burada, doğayla uyumlu, makul ve ekolojik bir çözüm beklentisi içindedir. Çözüm önerisi Yeni Gine örneğiyle başlar. Almanya, sömürgesi olan Yeni Gine’de tavus kuşlarının neslinin tükenmemesi için tavus kuşu tüyleri ticaretiyle ilgili beş maddelik bir yasa çıkarmıştır. Bu yasayla, Yeni Gine’de tavus kuşları yeniden üremeye başlamış ve sayıları artmıştır. Bu iyi uygulamaya bakılarak ve aksi halde ortaya çıkabilecek trajik durumun altı çizilerek, İngiltere ve Hollanda gibi sömürgesi olan diğer ülkelerin de aynı yola başvurmaları gerektiği dile getirilir. Bu yapılmazsa sonuçların felaket olacağı, şu anda Londra, Paris ve Berlin gibi moda merkezlerinde henüz yavru olan kuşların tüylerinin sıklıkla alınıp satıldığı söylenir ve böyle giderse yakında bu tür kuşların nesillerinin tamamen tükeneceğinin altı çizilir.
Yazıya göre, kuşların çeşitli şekillerde moda ve giyimde kullanılmalarının yarattığı ekolojik tahribat, tavus kuşları özelinde sadece Yeni Gine’de yaşanmaz. Muharriri belli olmayan bu gazete yazısında, Türkiye coğrafyasında da insani hırsın ve faaliyetlerin kuşlar için ciddi riskler ve olumsuzluklar yarattığından da kısa bir şekilde bahsedilir. Genel olarak böceklerle beslenen ötleğen, bülbül, ketenkuşu ve saka [her ne kadar ketenkuşları ve sakalar daha çok tohumlarla beslenen kuşlar olsalar da] türünden kuşların çok çeşitli yol ve yöntemlerle avlanıldığı, tutulduğu ve yok edildiği anlatılır. Bu durumun da böceklerin popülasyonunu artırdığına ve tarımda ciddi sorunlara yol açtığına değinilir.
Yazının esasını teşkil eden önermesi bundan sonra ortaya konup tartışılmaktadır. Metni buraya kadar okuyan okuyucu rahatlıkla, kuşların her ne sebeple olursa olsun avlanmasının, yakalanmasının, esaret altında tutulmasının ve ticarete konu edilmesinin tamamen yasaklanması gerektiğinin savlanacağını düşünebilir. Oysa yazının iki temel önermesi vardır. Bu önermelerin ikisi de modernleşme çağının iki başat kavramı “faydacılık” ve “kalkınma” üzerinden kurulmuştur. Bunlardan ilki, kuşların nesillerinin tamamen ortadan kalkmaması için çeşitli yasal tedbirlerin uygulanması gerektiğidir. Yalnız sözü edilen bu yasalar kuşların tamamen ticari kullanımın ve avcılığın dışında bırakılmasına dair değildir. Sadece kuşların aşırı tüketilmesiyle nesillerinin tehlikeye girmemesi için başvurulacak birtakım geçici ve beyhude tedbirlere ilişkindir. Sözüm ona bu yasalarla kuşlar yine moda ve giyim endüstrisinde kullanılmak üzere avlanabilecek ya da tutulabilecektir, ama bu tüketim “azgın” görünümden “medeni” görünüme sokulacak ve böylece kuşların üremesine fırsat tanınacaktır.
“Kuşlar ve Moda” adlı metin ikinci olarak ve esasen, moda ve giyim sanayinde kullanılacak tüy ve sair kuş parçalarının bir hayvancılık faaliyeti olarak, yani hayvanların ehlileştirilmesi ve esaret altında tutulmasıyla elde edilmesini önermektedir. Kuş tüylerinin alınıp satılması her geçen gün büyüyen ve dünya ekonomisindeki payı hiç de küçük olmayan bir endüstridir. Dolayısıyla bu tüyleri, doğal ortamlarında yaşayan sınırlı sayıda kuştan karşılamaya kalkışmak ticari açıdan verimsiz bir durumdur. Üstelik bu durum başka bir endüstri kolunu oluşturan tarım üzerinde de dolaysız olumsuz etkilere sahiptir. Söz konusu metnin sözüm ona ekolojik duyarlılığın özü burada yatmaktadır. Dolayısıyla yazı, kuşlara yönelik bu fütursuz kırıma, yalnız ve yalnız ekolojik saiklerle karşı çıkmamaktadır. Buradaki temel ideoloji, faydacılık ve kalkınmacılıktır. İnsan bindiği güzel dalı kesmemelidir. Kuş tüylerini daha da fazla kar getiren verimli bir işe dönüştürmek, onları hunharca yok etmeye yönelik “ilkel” bir tutumdan değil acımasızca hapsedip kullanmaya yönelik “modern” bir anlayıştan geçmektedir.
Yazı, bu bağlamda İngilizlerin Kap’ta devekuşlarıyla yaptıklarını, Osmanlı’nın da Suriye ve Trablusgarp’ta aynen yapmaya gayret etmesini önerir. Deve kuşları moda ve giyim endüstrisinde kullanmaya gayet uygun tüylere sahiptir ve bu tüyler dayanıklı ve kullanışlı olmaları hasebiyle gayet fazla kar getirme potansiyeline sahiptir. Nitekim İngilizler Kap’ta (bugünkü Güney Afrika sınırları içerisinde) deve kuşlarını çiftliklerde ehlileştirmiş ve tüylerini endüstriyel olarak üretmenin yolunu bulmuşlardır. Osmanlı da aynı ticari başarıyı Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da bu çok kar getiren endüstriyel üretime elverişli topraklarında modernleşmesi ve kalkınması adına gerçekleştirmelidir.
“Kuşlar ve Moda” adlı yazı için yazdığım bu giriş kısmına “Bir Tuhaf (Ticari) Ekolojik Duyarlık” dememin nedeni özetle yukarıdaki gibidir. Şimdi aşağıda sizi yazının Latin harflerine transkribe edilmiş haliyle baş başa bırakayım. Burada da yine günümüz okuyucusunun metni anlamasını kolaylaştırmak için günümüzde artık kullanılmayan sözcük ya da sözcük öbeklerinin yanlarına köşeli parantez içinde bugün kullanılan karşılıkları yerleştirilmiştir.
Keyifli okumalar…
Makale-yi Mahsusa: Kuşlar ve Moda (İkdam, 1. Sene, No. 206, 28 Şubat 1312 R. – 23 Şubat 1895 M., s. 3)
Kuş tüyleri ile tezyin [kuş tüylerinin süs olarak kullanılması] şu yakın zamanlara kadar pek moda olduğundan erbab-ı ziraat [çiftçiler] için bir takım haşerat-ı muzırrayı [zararlı böcekleri] itlaf [ortadan kaldırma] ile pek çok hizmetleri görülen biçare kuşcağızları bazı erbab-ı tama’ [açgözlüler] hedef-i dane-yi tüfenk [tüfek mermilerine hedef] etmekten hali [geri] kalmıyorlardı.
Moda yalnız tüylerle de iktifa edemeyerek [yetinmeyerek] kuş başları ve hatta bütün kuşları bile taht-ı teshire alarak [açgözlülükle kullanarak] madamlar, matmazeller başlarını, omuzlarını, göğüslerini hatta bütün esvaplarını [giysilerini] bunlarla süslemek merakına düşmüşlerdi. Vakıa bu ziynet [süs] nazarlara hoş görünüyorsa da şaşaa-yi tabiat [doğanın parıltılı] renkleriyle, ötüşleriyle revnak-ı diğer [çok farklı bir göz alıcı güzellik] veren tuyur-ı hoş-elhan ve latifü’l-elvan [güzel sesli ve renkli kuşlar] yavaş yavaş ortadan kalkmakta ve hatta bunların inkıta-ı nesillerinden [nesillerinin tükenmesinden] temaşa-geran-ı tabiat [doğayı seyretmekten hoşlananlar] ile erbab-ı hiraset [çiftçiler] adeta kuşkulanmaktadırlar.
Hele teşekkür olunur ki şu günlerde moda da biraz geçer gibi olmuş ve mağazalarda yığınlarla kuş tüyleri birikip kalmıştır. Kuşların şu modadan hariç tutulmaları pek muvakkat [geçici] bir şey olmakla beraber günden güne mevcutları azalan faydalı kuşların bir aralık olsun tenasülüne [üremesine] imkan bıraktığı şayan-ı teşekkürdür [şükredilecek bir durumdur].
Baykuş, ishakkuşu gibi birtakım gece kuşlarının acayip biçimli başları ve muhtelif renkli kanatları bu hayvancağızın başlarına moda derdi getirmeye iki sebep oldukları cihetle mevcutları azaldıkça azalmış ve bundan dolayı da hayvanatın kemirgen nevinden olanları, yani fareler, köstebekler meydan alarak bahçelerde, tarlalarda cirit oynamaya başlamıştı. Avrupa’nın her yerinde vukua gelen bu hal şu modanın muvakkaten [geçici olarak] ortadan kalkması hasebiyle [nedeniyle] yavaş yavaş zaiyat-ı vakıayı [bu durumun zararlarını] belki tazmin edebilir diye kuş muhiplerini [sevdalılarını] memnun etmiştir.
Zaten bazı kuşların fayda veya nedreti [azlığı] hükümetlerce nazar-ı dikkate alınarak himayelerini mutazzamın [kapsayan] kanunlar konulmuştur. 1892 senesi iptidasından [başından] beri Almanya’ya ait bulunan Yeni Gine’de tavus kuşu denilen ve tüylerinin letafeti en ziyade elvan-aşina [renkleri çok iyi bilen] ressamları bile engûşt-ber-dehan hayret [hayretler içinde] bırakan kuşcağızları himayeye tekeffül [korumayı niyet] ettiği gibi beş bendi havi [beş maddelik] diğer yeni bir kanunla da bunların saydı [avlanması] tahdit edilmiş [sınırlandırılmış] olmakla bu sayede inkıta-yı nesillerinden [nesillerinin tükenmesinden] korkulan bu kuşların tenasülü [üremeleri] temin edilmiştir. Fakat bu tedbir yalnız Almanyaca icra edilmekle kalırsa pek de müsmir [verimli] olamaz. Binaenaleyh bu gibi kuşlara malik bulunan müsta’merat [sömürgeler] sahibi devletlerin cümlesi de müttehiden [birlik olarak] kabul ve icra etmelidir ki ahlaf [gelecek nesiller] bunların o güzel tüylerinin ticaretinden mahrum kalmasın. Bu vazife de Gine’nin aksam-ı sairesine [diğer kısımlarına] hakim bulunan Hollanda ile İngiltere’ye aittir. Hakikaten bu kuşların tüyleri birkaç yıldır ticaret meydanlarına pek külli bir suretle gelmekte ve hatta eski tüyler kalmayarak nevileri aşağılaşmakta olduğundan [tüylerin kalitesi gittikçe düştüğünden] böyle bir tedbir-i müştereğe [ortak tedbire] lüzum-ı mübrem [mutlak bir ihtiyaç] vardır.
Bu tüylerin miktarının çokluğu ve nevilerinin fenalığı bu kuşları iri ufak demeyip avlamaktan ve şaşaa-yi kemale [tam bir parlaklığa] eremeden biçareleri itlaf etmekten ileri geliyor.
Bundan on yıl evvel yetişmişleri kolaycacık bulunabilirken bugün hayvanat müzelerinde bulunan ve fersudeleşen [eskiyip bozulan] doldurmalarının yerine konmak üzere onlar kadar mükemmelleri bulunamamaktadır.
Şimdi Paris gibi, Londra, Berlin gibi moda şehirlerine gelen kuş tüyleri henüz babaç veya anaç olmak şu dursun pek yavru hatta üzerlerinde ana tüyü asarı [izleri] görülmektedir. Yeni Gine gibi uzak yerlere ne gidelim. Akil-ül hevam [böceklerle beslenen] cinsinden bülbül, ötleğen, ketenkuşu, saka kuşu gibi güzel kuşlar ilk baharda memalik-i mutedileye [ılıman ülkelere] gelir ve son baharda cenuba [güneye] dönerken tüfenk, ökse, ağ, türlü tuzaklarla tutula tutula her sene miktarları azaltılmakta ve erbab-ı ziraat [çiftçiler] bir kıymettar maden-i tabiattan [doğa değerinden] mahrum kalmaktadır.
Tüy ticaretini teşmil [yaymayı] ve kuşların muhafaza-yi ensalini [nesillerini korumayı] temin eylemek üzere tedabir-i ciddiyeye [ciddi tedbirlere] tevessül [başvurma] ve hele mümkün olabilenlerini ehlileştirmeye uğraşmak vücub-ı kati tahtındadır [mutlaka yapılması gerekenlerdendir].
En ziyade tüyleri işe yarayan devekuşları hakkında bu tedbir musib-i ittihaz edilmeye [doğrudan uygulanmaya] başlanmış ve semerat-ı nafi iktitaf edilmiştir [fayda sağlanmıştır].
Devekuşu tüyünün pek ucuzluğu ve tezyinata ziyadesiyle kabiliyeti iki başlı yani iktisat ve ziynet cihetleriyle makbuliyetini mucip olmuştur. Hele kimya ianesiyle [yardımıyla] rengi izale edilemez [solmaz] pek ziyade dayanır, rengini tebdil ettikçe [değiştirdikçe] yani boyandıkça yeni manzarası arz eder. Gayet ucuz bir suretle harap olan yerleri tamir edilebilir.
Bu hayvanı California ve Arjantin’de yetiştirmeye sarf-ı himmet edildiyse de [çalışıldıysa da] muvaffakiyet görülemedi. Bilakis Avustralya ve Yeni Zelanda’da bu iş kolay oldu.
Kap hükümetinde İngilizler pek ziyade bu hayvanı türetebildikleri cihetle hem erbab-ı ziraat faydalı kuşların itlafından mütehassıl [katledilmesinden kaynaklanan] zarardan kurtulmuş hem de erbab-ı sanat ve ticaret yeni bir kazanç yolu bulmuştur. Bugün orada beslenilen bu kuşların miktarı 300.000 tahmin ediliyor. Bundan yılda 350.000 kilogram tüy alınıyor. Tüyün kilogramı 100 Frank ettiği cihetle yılda hiç olmazsa 30 milyon Franklık hasılat oluyor.
Bu malumatı haber veren Fransız gazeteleri Berberiye cinsine mensup ve bugün nesilleri hemen münkatı olma [yok olma] derecesine gelen ve tüylerinin letafetiyle meşhur olan devekuşları yetiştirmeyi tavsiye ediyorlar. Biz de onlara imtisal ile [onlardan örnek alarak] Trablus ve Bingazi cihetlerinde bunları yetiştirmeye himmet buyurulmasını istirham ederiz. Hele bundan beş altı yüz yıl [evvel] alem-i ticarette pek ziyade ehemmiyeti haiz olan Suriye kuşlarının bugün vücudu [mevcudu] kalmamak derecesinde bulunduğu cihetle bunların da oralarda ve Hicaz ile Yemen vilayet-i celilelerinde yetiştirilmesine gayret buyurulduğu halde teba-yı sadıka-yı mülük-anelerinin izdiyad-ı refah ve saadeti emr-i ahmende maruf olageldiği her an meşhud-i dide-yi şükran olan amal-ı Hayriye-yi hazret-i padişahiye muvafık düşeceğine şüphe olmadığından orman ve maden ve ziraat nezaret-i aliyesinin bu mesele-yi iktisadiyeyi de nazar-ı dikkate alacağına şüphemiz yoktur [Hicaz ve Yemen’de devekuşu yetiştirme işine girişilirse devlete ve millete fayda sağlayacağı kesindir].