KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

Kuş Göçümü ve Kış

Kuzey yarımkürede sonbaharın ortalarındayız artık ve yazlık evlerinde yeni nesilleri büyütüp yetiştiren kimi kuşlar daha güney enlemlerdeki kışlık evlerine inmeye başladı. Kimi kuşlar diyorum, çünkü yakınımızda civarımızda üreyen serçe, güvercin, ispinoz, karatavuk gibi kimi kuşlar da bazen kısmi bölgesel yer değiştirmeler yapabilmelerine rağmen sınırlı bir coğrafyayı memleketleri belliyorlar, uzak menzillere göçe gitmiyorlar. Biraz da bu gidişlerin, göçün etkisiyle olsa gerek eskiler sonbahara “köhne bahar” da demişler. Ancak unutmamak lazım, kuşların göçü açısından sonbahar sadece gidişlerin değil gelişlerin de mevsimidir. Daha kuzey enlemlerde üreyen bazı kuşlar, üzerinde yaşadığımız toprakları yazlık memleketleri olarak kullandıklarından, bu birkaç gündür ve bundan sonraki takip eden günlerde yine yakınımızdaki sulak alanlara, korulara, hatta park ve bahçelere geldiler, gelecekler. Sulak alanlarda fiyu, kılkuyruk ve tepeli patka gibi ördek türlerini, kuğuları, park ve bahçelerimizde tarla ardıcını görmemizin gayet mümkün olabileceği zamanlardayız artık.

Kamuoyunda hatta kimi bilimsel saptamalarda yaygın kabul gören bir anlayış, türlerin göç alışkanlıklarının kesin ve değişmez olduğudur. Yani bülbüller, kırlangıçlar ve leylekler sonbaharda içinde bulunduğumuz orta kuzey enlemlerden daha güneye giderler ve yerlerine daha kuzey enlemlerden kuğular gelirler. Genel durum böyle olsa da, bunun değişmez, istisnaları olamayan bir kesinlik olmadığını hatırlatmakta fayda var. Son günlerde yapılan birçok araştırma, hızla değişen çevre koşullarının kuşların davranışlarında ani ve radikal değişikliklere neden olduğunu ve hatta onların genetik seçilimleri üzerinde bile hızlı bir dönüşümü tetiklediğini gösteriyor. Buna göre, mesela her leylek çifti mutlaka uzun mesafedeki mutat kışlık evlerine gitmiyor, bütün bir yılı yazlık evlerinde geçirebiliyor.

Yani bu değişkenlik göç zamanları için de geçerli. Kuşların ne zaman göç edeceklerine, belirli mahallerde hangi tarihte hangi kuşun görülebileceğine dair mutlak bir kesinlikten bahsetmek de olanaksız. Park ve bahçelerimizde Eylül ayının sonlarına kalmış tek tük bülbülün sesini işitmek, görüntüsünü görmek; Ekim ayı ortasında Anadolu bozkırında uçuşan birkaç ebabil görmek bizi şaşırtsa da imkansız değil. Demem o ki, kuşları gözlerken bazı önsel bilgilerimizi kesin yargılar, ön kabuller, ezberler olmaktan çıkarmalı, gözlerimizi ve kulaklarımızı her zaman şaşırtıcı durumlara hazır bulundurmalıyız.

İnsanlar kuşların göçlerini öteden beri diğer birçok şeyle de ilişkilendirmiş, bazı olasılıkların habercisi saymış. Örneğin göçmen kuşların daha sıcak enlemlere gidiş zamanlamalarına bakarak, geçirecekleri kışın soğuk olup olmayacağını tahmin etmişler. Kuşlar erken giderse gelecek kışın sert, geç giderse yumuşak olacağını düşünmüşler. Bugün burada paylaştığım Necip Asım imzalı yazı da kuş göçünün kışla olan ilişkisine dair yaygın inanışı ele alan bir yazı. Necip Asım yazısında genel olarak, kuş göçlerinin hava durumu tahminiyle ilgisi olmadığını, kuşların göç zamanlamasının tamamen çevresel koşullara bağlı olarak değişiklik gösterebildiğini anlatıyor.

Yazının eski tabirle müellifi, yani yazarı Necip Asım (Yazıksız) Türkoloji camiasında tanınan ve oldukça sık atıfta bulunulan bir dilbilimci ve Türkolog. Türkçenin tarihine ve başta Orhun Yazıtları olmak üzere ilk yazılı metinlerine dair yaptığı araştırmalarıyla olduğu kadar “vavlı Türk” olarak da tanınıyor. Bu lakabın nedeni Türk sözcüğünü “vav” (و) ile yazıyor oluşudur. Türk sözcüğü Arap alfabesiyle ترك şeklinde gösterilmesine rağmen, o تورك olarak imla etmiştir. Vav harfi, “ü” sesinin karşılığıdır. Arap alfabesiyle imlada “ü” sesi gösterilmezken o göstermiştir.

Bizim bu yazımıza konu olan ve aşağıya aktarılan metni ise onun tamamen farklı bir özelliğinin ve eğiliminin ürünüdür. Kendisi bilimle de ilgilenmiş ve on dokuzuncu yüzyılın sonlarıyla yirminci yüzyılın hemen başlarında Tercüman-ı Ahvâl, Servet-i Fünûn ve İkdâm gibi gazete ve dergilerde popüler bilim yazıları kaleme almıştır. Bu yönüyle, günümüzde çok fazla sayıda okurun ve sosyal medya kullanıcısının ilgisini çeken popüler bilimin[1] Türkiye’deki ilk temsilcilerinden biri sayılabilir; tabi burada yayımladığım yazıların sair yazarlarıyla birlikte.

Yazının geneline bakıldığında bilimsel, nesnel bir tutumla birlikte, mizahi bir söylemin egemen olduğu da görülecektir. Kuşların göçüyle mevsimlerin şiddeti arasında ilişki olduğuna dair boş inanç incelikli bir dille alaya alınmıştır. Yazıya göre, “kömürcülerin ağız tadıyla kadayıf yeme umutlarının” ya da “insanların şiddetli bir kış geçireceklerine dair korkunun”, kuşların olağandan daha erken göçe başlamasıyla bir ilgisi yoktur.

Bu kış kaç metreküp doğalgazı kaç liradan yakacağımıza dair kestirimde bulunmamızda bize yardımcı olamasa da kuş göçü izlemeye, takip etmeye, düşünmeye değer görkemli bir doğa olayı, doğal döngüdür. Doğanın aynı, taklit ya da mekanik gibi görünen döngülerinde ne muazzam ayrıntıların gizli olduğunun farkına varırız. Nasıl güneş her gün aynı nesnel şartlarda doğuyor olsa da her gün farklı bir günse, her kuş göçü de hem o derece aynı hem de o derece farklıdır. Kuşların göçü, takip edilmesi güzel ve keyifli bir olay olmasının yanında, insanın tür olarak kendini, söylemlerini ve edimlerini sorgulaması, eleştirmesi değiştirmesi için bir fırsattır da. Kuş göçlerini takip ederek hem bu müthiş doğa olayından keyif alabilir hem de insan olarak doğa üzerinde yarattığımız tahribatı görüp düşünmeye başlayabiliriz.

Aşağıdaki yazının keyiflere ve tefekkürlere vesile olması dileğiyle.

Musahabe

Kuş Göçümü – Kış

İkdam, 835, 13 Kasım 1896

Karibde [geçenlerde] çıkan “Tercüman” refikimiz! “Bu yıl kuş göçümü erken oldu. Yaman bir kış olacak” mealinde bir fıkra yazmış ve bu  da İkdam’ımıza geçirlmiş idi. Avcılarımızın rivayetine göre bu yıl hakikaten kuşlar erkence dönmüş ve ilm-i alaimü’l-cev [meteoroloji] meraklılarınca da gelecek kışın oldukça şiddetli olacağı tahmin edilmekte bulunmuştur. Fakat muhacir kuşların böyle vaktinden evvel sıcak memleketlere, geldikleri yerlere gitmeleri ile kışın şiddetli olacağına yahut “ameden-i laklak”ın [leyleklerin gelişinin] vaktinden evvel vukua gelmesi ile baharın erken olacağına dair olan tahminat vukuat ile teyit edilemiyor. Şimdiye kadar kuşların şimalden cenuba [kuzeyden güneye] ettikleri hicret ile şiddet-i serma [kışın şiddeti] arasında bir münasebet olduğu fennen ispat edilemedi. Bilakis şu mesele ile uğraşan birkaç müdekkik [araştırmacı] muhaceret-i tuyur [kuşların göçü] ile şiddet-i serma arasında hiçbir münasebet olmadığını haber verdiler. Bazen kuşlar ta Eylül iptidasından [başından] itibaren tası tarağı toplayarak yola düzüldükleri halde kış pek mülayim geçer. Eylül nihayetinde gittikleri zaman da öyle olur. 1890’dan beri Mösyö Buvar[2] isminde bir Fransız müdekkikin en yeni müşahedatı [gözlemleri] da kuşların  avdeti ile kışların şiddeti arasında bir münasebet olmadığını ispat ediyor. 1891-92 senesi kuşlar tam takvimlerin gösterdiği vakt-i tabiide [doğal zamanda] yola çıktılar: O sene kış pek mülayim idi, hatta derece-yi hararet vasati olarak sıfırdan 3 derece yukarı isabet etti. 1892’de kuşlar azimetlerini biraz tehir ettiler, kış da ortaca bir şeydi, hararet vasati 2,4 oldu. 1893-94 yine muhaceret vakt-i mutatta [olağan zamanda], kış mülayimatta, vasati derece-yi hararet 2,9’da idi. 1894-95’te kuşlar adeta pek geç gittiler, artık herkes, güzel, mülayim bir kış olacağı ümidine düştü. Halbuki mükemmel, sürekli bir kış oldu ki hala tadı, hayır acısı damağımızdan çıkmadı. 1895-96 yani geçen sene kuşlar pek erken bizi terk ettiler. Herkes kışın şiddetinden ürkmeye, kömürcüler kadayıf yemeğe hazırlandılar, kış kuşları da, onlara inananları tekzip etti de kömürcülere de ağız tadıyla bir kadayıf yedirmedi. İşte Mösyö Buvar da, kendisinden evvel bu işle uğraşan müdekkikler gibi, muhaceret-i tuyur ile şiddet-i serma arasında bir münasebet olmadığını anladı. 1893 ve 1895 senelerinde kuşların erken göçtüğünün hatırı için kış şiddet göstermediği halde1894-95 senesi kuşların geç göçmelerine rağmen pek âlâ yahut pek fena bir kış oldu. İşte şu netice-yi makuseye [tersine sonuca] mebni Mösyö Buvar “Eğer şu müşahedattan bir netice çıkarılmak iktiza ederse [gerekirse], şimdiye kadar ezhan ve elsine-yi nasa dair olan [insanların zihninde ve dilinde olan] zan ve rivayetin aksini iddia etmek, kuşlar erken giderse kış mülayim, geç giderse şiddetli olur, demek icap eder.” diyor. İşte şu hesapça da bu sene oldukça mülayim bir kış geçireceğimizi ümit etmeye hak kazanırız. Şu tahminimizden dolayı da kışı sevmeyenlerden, bilhassa dualarının tesiri pek de kabil-i inkar olmayan [inkar edilemez] hanım nine ve ağa babalardan peşin hayırlı dualar alırız. Fakat her halde şu iki keyfiyet arasındaki münasebet henüz iyiden iyiye anlaşılmamış ve bilhassa geç muhaceretin güzel kışa delalet eyleyeceği layıkıyla kestirilmemiş olduğundan şayet bu yıl kış şiddetini gösterirse bize kabahat yükletilmemesini de istirham eyleriz. Erbab-ı fenden bazıları kuşların er, geç gitmeleri ile gelecek kışların zorlu veya mülayim olacağına hükmetmek iktiza etmeyeceğini [sonucuna ulaşılamayacağı], bilakis muhaceretteki istical [vaktinden evvel oluşu] ve isticalin esbabını başka yerde aramak lazım geleceğini ortaya sürüyorlar; diyorlar ki: “Bütün şu münakaşalar bir esas-ı kaviye müstenit değildir [sağlam bir kanıta dayanmaz], hatta şu meselede mantığın en adi [basit] kaideleri bile ihmal ediliyor. Kırlarda seyahate çıkanlar, sayfiyelere tebdil-i havaya [hava değişimine] gidenler son baharda birkaç gün havaların bozulması ile şehirlere, evlerine, kışlaklara avdete şitab ederler [aceleyle dönerler]. Havalar iyi giderse teşrinisani [kasım] ortalarına kadar yerlerinden kımıldamazlar. Hatta sonbaharın böyle latif geçmekte olduğunu görüp geriye kışın az kaldığını hesap edenler sayfiyelerini bile terk etmezler. Muhacir kuşlar da bizim iklimlere niye geliyor? Eğer sonbaharda hava bozulursa hemen memleketlerine koşarlar, yok güzel geçerse bizim gibi ikametlerini uzatırlar. Şu halde muhaceret-i tuyur ileride olacak ahval-i havayieye değil, olana tabidir [gelecekteki değil şimdiki hava durumuna göredir]. İşte pek tabi olan şu keyfiyetin neresinden ileride olacak kışın halini anlamalı? Böyle bir netice vermek için mukaddemat-ı yakîniyat [kesin verilere dayandırmak] ister. Öyle bir şey var mı? İşin doğrusu: Kuşlar ne soğuğu, ne de yağmuru sever, öyle bir şey gördülerse, kaçar gider. İşte bu kadar.” Ne hacet? 1896 senesi geçen sonbahar pek erken geldi. Soğuklarla, yağmurlarla herkesi kırlardan, sayfiyelerden derledi, toparladı şehirlere soktu. Kuşlar da bizim gibi yaptı. Erkenden sahralarımızı [kırlarımızı] terk edip gitti. Sonra havalar açtığı zaman biz sayfiyeden indiğimize pişman olduk, kuşlar da buralarda olan havayı bilselerdi bizim gibi nadim olurlar idi. Daha evvelki senenin sonbaharı fena değildi. Hatta kânunusaniye [Ocağa] kadar köhne bahar hüküm sürdü. Kânunusanide ise kış olanca şiddetiyle hücum eyledi. Hülasa kuşların sonbaharda muhacereti ilkbaharda avdeti hep o zamanki havanın haline göredir. Sonbahar yüzünü ekşitir, istikbal gösterirse o nazik, narin, zarif kuşçağızlar ülkelerimizi bırakır giderler, ilkbahar da vaktinden evvel hükmünü icraya başlarsa kuşlar da takvimcilerin kayıtlarını kaydetmeyerek [dikkate almadan] çıkar gelirler. Fakat ekseriya o güzel günlerden sonra birkaç günler soğuklar gelir. O kadar doğru o kadar akla, tabiata mülayim [uygun] olan şu neticenin kabul edileceğini ümit ederiz. – Necip Asım


[1] Popüler bilimi, bilimle genel kamuoyu arasındaki bir arayüz olarak tanımlayabiliriz. İlgili bilim insanları haricindekiler için çok fazla sofistike ve karmaşık olabilecek bilimsel konuların genel okuyucu kitlesi tarafından kolaylıkla alımlanabilmesine olanak sağlayan bir ara yüz.

[2] Atıfta bulunulan Fransalı araştırmacının gerçek kimliğini tespit edemediğim için ben de adını Türkçede okunduğu gibi yazdım.

Posted on