KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

ÇAYIRKUŞU – 1 –

Bahar aylarında yolunuz kırlık bir alana, bir çayıra, bir tarlaya, bozkıra düşmüşse gökyüzünden, gökte yerini tespit edemediğiniz bir yerden üzerinize şenlikli kuş cıvıltıları dökülebilir. Gezmeye, baharın ve canlanan doğanın tadını çıkarmak için dolaşmaya çıkmışsanız sevinçli bir şaşkınlıkla; o an için ilgileneceğiniz son şeyin kuşlar olduğu sıkıntılı bir ruh halinde ya da meşguliyetteyseniz de sıkıntınızı ya da meşguliyetinizi bir an için zihninizden silen bir merakla bu başınıza gelenin, üzerinize dökülenin kaynağını gökyüzünde arasanız da bulamayabilirsiniz. Çünkü o sesin kaynağı parlak güneş ışığında, gökyüzünün mavisinde ya da bulutların gölgesinde kendini gizlemiştir. Göremeseniz de o ses bir toygar türünden ya da tarlakuşundan, yani Toygargiller veya Tarlakuşları (Alaudidae) ailesinden bir kuştan gelmektedir. Bu kuşlar, çoğunca tüneyebilecekleri bir ağaç ya da yükseltiden mahrum olduklarından, bahar şarkılarını, kur gösterilerini gökyüzüne yükselerek yaparlar. Şen ötüşleriyle gökyüzünde inip alçalarak adeta bir cümbüş yağmuru yaratırlar.

Tarlakuşlarına çayırkuşları da denmektedir. 19. yüzyılda Türkiye’de basılan gazete ve dergilerde, günümüz modern taksonomisinde Tarlakuşu olarak adlandırılan tür ün “Çayırkuşu” olarak tanımlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim o dönemde, biri James Hogg bir diğeri de Percy Bysshe Shelley olmak üzere iki Anglosakson şairinin sırasıyla “The Skylark” ve “To a Skylark” adlı şiirleri bu yayınlarda Çayırkuşu adıyla Türkçeye aktarılmıştır. Burada o şiirlerden biri paylaşılmaktadır.

Çayırkuşu

[Percy Bysshe Shelley]

Ey şen ve ruh-nevaz kuş!

                Sen hiç semadan ayrılmazsın. Nağme-sazlığın ile daima bir bulut gibi arzdan yükseklere çıkar ve mavi göğe doğru kanat açarak uçarsın. Bulutlar içinde gömülmüş güneşin zerrin ziyasında sen berrak bulutların balasına çıkar ve neşe ile uçarsın. Sararmaya başlayan erguvani bulutlar senin tayeranın esnasında – gündüz ziyasına maruz olan yıldız gibi erirler.

                Ey güzel kuş! Sen gözle görülmüyorsun… Fakat ben senin şen nağmelerini daima işitiyorum. Fezanın simin aguşunda beyaz fecr ziyası içinde sen terane-saz olurken biz seni göremiyoruz. Zemin ve asuman senin şirin sesinle doludur.

                Mehtap parlak ziyasıyla asumanı tenvir ederken kavs-i kuzahın etrafındaki bulutlar seni bize gösteremiyor.

                İhtisasatını [duygulanmalarını] kalbinde saklayan bir şair gibi sen tehliller ve münacatlar okurken bütün kainat ümit ve yeisler içindedir. Necip bir prenses sarayının balkonunda ruhani bir saatte musiki tarını dinler gibi sen asumanda tayeran edersin. Şebnemler içinde gizlenen ateş böcekleri gibi sen renkten renge giriyor ve gûnâgûn [rengarenk] çiçekler ve çimenler arasında saklanarak nazarlardan kaçıyorsun.

                Çiçekler yeşil kameriyeleri içinde rayihalar neşir ederken sıcak rüzgar onları düşürür. Fakat bahar mevsiminin bereketli sağanakları onlara taze hayat verir… O zaman sen pür-neşe nağmelerinle bütün afaka karşı ilahiler okur ve bize samimi hissiyatını telkin edersin.

                Aşk ve neşe şarabını ruhani bir medh ve sitayiş ile yad ve sitayişle tezkar eden nağmelerin gibi hoş bir nağme işitmedim.

                İzdivaç kasideleri, zafer neşideleri senin ilahilerinin yanında boş bir temeddühten başka bir şey değildir. Gusa ve yeis, hicran ve elem endişesi hiçbir vakit sana yanaşamaz… Sen daima aşk-ı ebedi ve muhabbet içinde şen ve şadan ve pür-sürursun. Sen derin uykuya dalmış faniler gibi fena ve korkulu rüyalar görmezsin… Sen daima uyanıksın. Neşeli teranelerin bir billur dere gibi cereyan eder. Biz daima maziye ve atiye bakarak her türlü elem ve gusaların endişesiyle bizarız. Bizim en neşeli nağmelerimiz keder ve teessürle neticelenir… Biz neşesiz bir hayat sürerken sendeki ferah ve neşe hiç bize yanaşmaz. Ey güzel kuş! Sen bu şaire sendeki neşenin yarısını ver ve ona hoş elhanını öğret ki dudaklarından akacak nağmelerini cihan işitsin. Ve senin nağmelerini onun can kulağıyla dinlediğini anlasın.

Kıbrıs

Mütercimi: Ahmed Raif, İrtika, sayı 28, s.113