
Servet-i Fünun dergisinin 17 Şubat 1893 (R. 4 Şubat 1308) tarihli 101. sayısında Kadri imzasıyla yayımlanan “Muhaceret-i Tuyur” adlı yazı bize kuş göçleriyle birlikte kuşlara ve doğadaki varlığımıza dair daha başka birçok şeyi de anlatıyor. Doğa bilimleri, kuşbilimi, kuş gözlemciliği, vatandaş bilimi ve bilim tarihiyle ilgili önemli noktalara temas ediyor ve bunlarla ilgili değerli veriler sunuyor. Kuşbilimi ve kuş gözlemciliğinin tarihsel geçmişine cılız da olsa ışık tutmasının yanında, özelde kuşlar ve genelde de doğaya karşı eylem ve edimlerimizi de gözden geçirmemize sebep oluyor. Bu açıdan bakıldığında yazının Latin harflerine aktarılarak günümüz okuyucusunun kavrayabileceği forma kavuşturulması ve metne eleştirel söylem çözümlemesi yapılması boşa gitmeyecek bir çaba olacak kanaatindeyim.
Metnin yazarı Hüseyin Kâzım Kadri (1870-1934) Latince, Yunanca, İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça bilen, ilahiyattan gazeteciliğe, ziraattan sözlükçülüğe uzanan geniş bir yelpazede bilgi ve beceri sahibi olan çok yönlü bir Osmanlı aydınıdır. İslam diniyle ilgili çeşitli yayınlarının yanında iki ciltlik bir Türkçe sözlük ve ziraat kitapları da kaleme almış, gazete ve dergi çıkarıp bunları yönetmiştir. Kuşlara olan ilgisi Almanya’da aldığı ziraat eğitiminden kaynaklanmış olabilir.
Kadri, yazısının ilk paragrafında bilimsel araştırma ve çalışmaların mutlaka insanın doğrudan yararına olacak konularda olması ya da işini kolaylaştıracak ürünlerin üretimini amaçlaması gerekmediğine vurgu yapar. Ona göre, doğal gerçeklerin kavranıp ortaya konulmasına yönelik bir eğilim ve heves de insanı bilimsel araştırma yapmaya sevk eder ve bu hevesle insanlar doğal ve bilimsel gerçekleri bilgiye dönüştürmek için çok samimi bir çaba içerisine girebilirler.
Nitekim bu yazımızın konusu metinde, bu amaç ve hevesi paylaşan Anglosakson kuşbilimcilerin kuşların göçlerini araştırmaya yönelik bir tür bilim kurulu, bugünkü e-bird ya da i-naturalist gibi dünyanın dört bir tarafından milyonlarca insanın oldukça aktif katılımıyla bilimsel veriler üretilen bilim kolektifleri benzeri bir bilimsel topluluk kurdukları bildiriliyor. Kadri’nin tam adını vermeden bahsettiği bu topluluk, British Association for the Advancement of Science [Britanya Bilimsel İlerleme Derneği] derneği bünyesinde 1880 yılında kurulan Bird Migration Committee’dir [Kuş Göçleri Kurulu]. Gerçi günümüzün bilim kolektifleri ile bu bilim kurulu arasında hem sosyolojik hem de siyaseten çok önemli farklar olduğu kuvvetle muhtemeldir. Büyük bir olasılıkla Kuş Göçleri Kurulunun üyeleri ve gönüllüleri heveskar asilzadeler, bürokratlar, rütbeli askerler, zengin iş insanları ve bilim insanlarıydı ve kurulun teşekkülü bugünkü anlamda vatandaş bilimi diyebileceğimiz ölçüde katılım açısından demokratik değildi.
Kadri metninde bu kurulun tam adına, kuruluşuna, çalışmalarına ve raporlarına ilişkin bilgi vermez. Onun metninden sadece, dokuz yıl boyunca gerek İngiltere’de gerekse o dönemde İngiltere’nin sömürgesi durumundaki bütün coğrafyalarda kuşlarla ilgili gerçekleştirilen bilimsel gözlem ve araştırmaların bulgu ve verilerinin, yukarıda anlatılan önemli farka rağmen kolektif bilimsel bir çaba ve anlayış temeli üzerine inşa edildiğini söyleyebileceğimiz Kuş Göçleri Kuruluna aktarıldığını öğreniriz. Bu kurul 1880 yılında kuş göçlerini araştırmak için kurulur ve kurulun raportörlüğüne Kadri’nin de adını zikrettiği Dr. W. Eagle Clarke getirilir. Eagle, yapılan çalışmaların nihai raporunu 1903 yılında gerçekleştirilen Southport toplantısında sunacaktır. Aslında bu nihai rapor, on iki farklı raporun verileri kullanılarak yazılır. Sözü edilen bu raporun bir özeti ayrıca 1897 yılında The Irish Naturalist’te J. E. Palmer imzasıyla yayımlanır.
Anlaşılan o ki Kadri bu raporlardan biri ya da daha fazlası ve/ya da bu araştırmayla ilgili herhangi bir metni okumuş ve yazımıza konu “Muhaceret-i Tuyur” adlı metni bunun üzerine kaleme almış. Nitekim yazarımız Kuş Göçleri Kurulunun çalışmalarından kısaca bahsetmiş, yapılan kapsamlı çalışmalara rağmen kuşların neden ve nasıl göç ettiğine dair üzerinde uzlaşılan bir görüşe varılamadığını belirtmiştir. Kadri bu durumu şaşkınlıkla karşılar: “… kuşların seyahatine merak ederken insan bunca alimlerin pek sade görünen bu meseleyi niçin halledemediklerine şaşar.”
Ona göre durum oldukça yalın ve ortadadır. Hele hele, bazı kuşbilimcilerin yaptıkları gibi konuyu ta yeryüzünün oluştuğu ilk zamanlara kadar götürmek tamamen abesle iştigaldir. Kuşların neden göç ettiğini anlamak için onların içgüdülerine (sevk-i tabii) bakmak yeterli olacaktır. Kadri, kuşların yeteri kadar yiyecek buldukları ve sıcaklıktan etkilenmedikleri sürece hiçbir yere göç etmeyeceklerini belirtir. Onların çok hassas yaratılışta hayvanlar olduğunu, sert çevresel koşullara dayanamayacaklrını söyler. Dolayısıyla kuşlar yazın ılıman iklimlerde kışın da sıcak iklimlerde ömrünü geçirir. Kuşların göçme saiki aslında bu kadar yalındır.
Tuyurun neden göçtüğüne kendince çok açık yanıt veren Kadri, göçle ilgili başka sorular da sorar: Peki kuşlar nasıl oluyor da kışları kuzeyin soğuk ve yazları sıcak olduğunu biliyor? Daha da önemlisi, ebeveynlerinden yolu öğrenmemiş, pusulası da olmayan genç kuşlar göç yollarını nasıl biliyorlar ve göçecekleri yeri elleriyle koymuş gibi nasıl buluyorlar?
Kadri bu soruları kendinden çok emin bir şekilde yanıtlar. Kuşların sıcak ve soğuk iklimleri nasıl kestirdikleri ve ilk defasında bile göçecekleri yeri ve rotayı nasıl bildikleri sorularını Himalaya dağlarında yaşayan maymunların bölgesel göçünü örnek göstererek yanıtlar. Maymunlar nasıl ki yaz aylarında dağlarda, kış aylarında düzlüklerde yaşıyorlarsa kuşlar da aynı şekilde nasıl ve nereye göçeceklerini bilirler. Ancak doğrusu, Kadri’nin açıklaması sadece bu haliyle pek tatmin edici sayılmaz. Kadri’nin maymun örneği evrime gizli bir selam mıdır bilinmez ama örnek bu haliyle sorduğu soruları yanıtlamaktan açıkça uzaktır.
Ancak Kadri yazısında bir adım sonra bu eksikliği ortadan kaldırır. Maymun misalini biraz daha ayrıntılandırır ve yanıtını daha açık hale getirir. Şöyle der: “Kuşlara daim bir yolda hareket eder hissiz birer küçük makine nazarıyla bakmak da caiz değildir. Onlar da maymunlar gibi bir hiss-i tabii ile hareket ederler ve bolca nafaka buldukları yerlerde ikametlerini temdit edebilirler [uzatabilirler].” Onun bu yazısının belki de en can alıcı noktası burasıdır. Kadri, bilinçli olarak “içgüdü”nün (sevk-i tabii) yanına “dürtü”yü (hiss-i tabii) de koyar. Ona göre, maymunlar doğal olarak dürtü mekanizmasına sahiptir ve içgüdülerinden daha çok dürtüleriyle hareket ederler. Yani ihtiyaçlarını karşılamak üzere çevrelerindeki değişen uyarıcılara uygun olarak kendilerini yönlendirebilirler ve içgüdülerini tebdil edebilirler. İşte kuşlarda da bu dürtü zaman zaman devreye girer. Onlar da değişen koşullara göre, ihtiyaçlarını karşılayabildikleri ölçüde içgüdüsel tepkilerini değiştirebilirler. Aslında içgüdüyle dürtüyü birbirinden ayıran temel fark, bir bakıma insanla hayvanı birbirinden ayıran temel farktır.
Hayvanlarda içgüdünün yanına dürtünün eklenmesi, mekanın ve zamanın egemen ruhuna ve ideolojisine göre oldukça fark yaratan bir bakış açısıdır. Böylece insanla hayvan arasındaki aşılmaz sanılan duvar bir anda şeffaf, geçirgen bir zara dönüşür. Dürtüler, duyulardır, bir bakıma duyularla kavrayıştır. Ancak asıl can alıcı nokta, dürtü, algının ve sonrasında da bilincin temelini oluşturur. Yani aslında dürtü, algı ve bilinç insan türüne özgüdür ve insan dışı organizmalarda dürtülerden, duyularla kavrayıştan bahsetmeye başlamak o dönem egemen olan söyleme açıkça ters düşmektir. Dürtüleriyle içgüdüsel alışkanlıklarını değiştirebilen organizmalarda bu dürtülerin belirli bir süre içerisinde algıya dönüşmeleri ve bu algıların da bilince evrilmesi gayet olasıdır. Buradan bakıldığında insanla hayvan arasındaki fark hiç de öyle aşılmaz gibi durmamaktadır. Ya da en azından eşref-i mahlukat görülen insan en nihayetinde bir canlı organizmadır ve konumu hiç de öyle sanıldığı gibi erişilemez değildir. Bu tespitte başka önemli bir nokta da hayvanlardaki hiss-i tabiinin onların sevk-i tabiisini tebdil etme gücüne sahip olduğunu kabul etmektir ve bu da evrim teorisinin zımnen kabulü gibidir.
Elbette yukarıda hayvanlardaki dürtülere dair yaptığım çıkarımlar Kadri’nin görece kısa yazısında çok açık ve ayrıntılı olarak ortaya konulmamaktadır. Bunun için yazarın başka yazılarına bakmak, ortaya koyduğum bu çıkarımı o metinlerle desteklemek, kanıtlamak gerekir. Yine de bu çıkarımın zorlama ve aşırı olduğu da söylenemez. Nitekim Kadri de kuşların zaman zaman göç rotalarını değiştirdiklerini, bazı kuşların daha önce hiç gitmedikleri coğrafyalara gidip kaldıklarını söyleyerek, hayvanlardaki dürtü mekanizmasının onlara genetik olarak miras kalan içgüdülerini değiştirme gücüne sahip olduğunu ortaya koyar.
Yazarımız yazısının sonraki kısmında kuşların göç yollarını kısaca tartışır. Kuşların, belirli göç yollarını kullandığını, özellikle kıta geçişlerini belirli mahallerden gerçekleştirdiğini söyler. Akdeniz’dekiler gibi bazı göç yollarının şu anda deniz haline gelmiş olsalar bile çok daha eskiden birer kara parçası olduğunu ve kuşların bu rotaları hâlâ kullanmaya devam ettiklerini anlatır. Kuşların deniz geçişlerinde daha kısa mesafeli rotaları tercih ettiklerini, deniz yüzeyinde mümkün olduğunca az mesafe kat etmeye meyilli olduklarını ve özellikle de adası bol denizleri göç için seçtiklerini de ifade eder.
Kadri, bunun dışında kuşların havadaki kimi hareketlerine bakan bazı bilim insanlarının bu manevraları mutlaka ebeveynlerinden öğrenmiş olmaları gerektiği görüşünde olduklarını ekler. Buna göre kuşlarda sadece içgüdü ve dürtü değil, öğrenmenin de olduğunu belirtir. Bu görüşünü, yetişkinler kadar iklim koşullarına dayanamayıp göçe erken başlayan genç bireylerin yolculuklarında bir yerde konaklayıp yetişkin kuşları bekleyip beklemediklerini sorarak biraz daha pekiştirir. Nihayetinde şöyle bir sonuca varır: “Tekmil sınıf-ı tuyurun tabâyisi [bütün kuş sınıflarının doğaları] tetkik olunmayınca bu meseleye bir karar-ı kati verilemez, lakin bazı erbab-ı ilim yaban ördeklerinin ve bu neviden sair tuyurun cevv-i havadaki [gökyüzündeki] manevralarını görerek bunların talimsiz icrasını gayr-i kabil bulmakta ve tuyurun mutlak analarından ve babalarından terbiye gördüklerini iddia etmektedirler.”
Yazar, kuşların havadaki hızlarına değinerek ve ortalama olarak o devrin sürat katarları kadar hız yapabilmelerine rağmen bu yeteneklerinin onları sisli havalarda fenerler etrafında topluca ölmelerine bazen engel olmadığını belirterek yazısına son verir.
Kuşların göçü gibi oldukça geniş ve verisi bol bir konuya değindiği düşünüldüğünde oldukça kısa sayılacak “Muhaceret-i Tuyur” adlı yazı, her şeyden önce özelde kuşların ve genelde de hayvanların sadece içgüdüleriyle hareket eden otomatik organizmalar olmadığını, bu genetik olarak kendilerine kodlanmış refleksif davranış ve devinimlerini çevresel koşullardan edindikleri duyularına bağlı olarak değiştirebildiklerini söylemesi bağlamında oldukça önemlidir. Bu tez, dönemim egemen çevrebilim ideolojisine, yani insanmerkezci, çıkarcı ve merhametçi bakış açısına muhalif bir söylemdir. Ayrıca dönemin olanca dini taassubuna karşı evrime de kapı aralamaktadır.
Yazının kısacık da olsa vurguladığı bir başka önemli husus, bilimin sadece insanın yararına yapılan bir faaliyet olmadığıdır. İnsanları bilimsel araştırmalara, kuru ve neredeyse artık bir dogmaya dönüştürülmüş “insani çıkarcılık” refleksinin dışında çok daha farklı gerekçeler ve hevesler de yönlendirebilir ve asıl en çok da bunlar yönlendirmelidir. Kuşların göçü gibi bir konunun araştırılmasında insanlara yönelik bir fayda aramak -böyle bir faydadan bahsedilebilse bile- gereksizdir. Bu araştırmadan sadece kuşlara ilişkin veriler ve çözüm yolları ortaya koyabilmek, insana rağmen mümkün olabilmelidir.
Kadri’nin yazısının dolaylı sonuçlarından bir başkası da sanki biz tutkulu kuş gözlemcileri ile ilgilidir. Kuş gözlemi, yazının yazıldığı dönemle kıyaslandığında bugün artık maddi olarak ulaşılması daha mümkün olan bir dürbünle, kağıt kalemle gerçekleştirilebilecek; yapılışıyla eğlenceli, sonuçlarıyla da bilimsel bir etkinliktir. Kuşların en görkemli fotoğraflarını almak, en temiz ses kayıtlarını üretmek, görülen kuş türü sayısını artırmak (kertik almak) elbette ki kuş gözlemcileri için eğlenceyi artıran, motivasyonu yükselten değerli uyarıcılar. Ancak kuş gözlemciliğinin sadece bu uyarıcılarla, kendi kişisel tatminimizle sınırlı olduğunu da düşünmüyorum. Eğer gerçekleştirdiğimiz eylemin adına kuş gözlemciliği diyeceksek kuşları çok parlak ve renkli bazı fotoğraflardaki gibi çevresinden ve bağlamından soyutlanmış birer haz nesnesi olarak görmekle yetinemeyiz. Kuşlar, doğadaki varlıklarıyla, bağlam içerisinde bir anlama sahiptirler, tıpkı diğer her şeyin olduğu gibi. Kuş gözlemciliği doğanın katipliğini yapmaktır biraz da. Tabiatın düşünce ve duygularını zapta geçmek, söze dönüştürmek ve söylemini kurmak işidir. Yaptığımız her gözlem, çektiğimiz her fotoğraf, aldığımız her ses kaydı hem bir tanıklık hem de doğa lehine yazılmış bir iddianamedir; aşırı insanlaşmaya, insanı efendileştirmeye ve tabulaştırmaya karşı yazılmış bir iddianame. Bunun dışında, çeşitli teknolojik araçlarla kuşlara yaklaşıp yalnız kişisel hazlarımıza odaklanmaya yönelik her türlü faaliyet başka bir adla anılmak zorundadır.
Şimdi arık Kadri’nin sözcükleriyle baş başa kalma vaktidir:
Muhaceret-i Tuyur [Kuşların Göçü]

Tetkikat-ı fenniye [bilimsel araştırmalar] ekseriya insaniyete maddeten bir faydası olmak suretiyle icra edilir ve mütefenninlerin ikdam ve mesaisi [bilim insanlarının gayret ve çalışmaları] nihayet bir istifade-yi maddiye ve bir mahsul-i sanayi [maddi bir yarar ve bir sanayi ürünü] bırakacak cihetlere masruf olur [sarf edilir]. Lakin bazı tetkikat ilmiye vardır ki böyle maddeten bir kâr hatıra gelmeyip ancak taharri-yi hakikate [gerçeğin araştırılmasına] bir meyelan ve ahval ve bedi-yi tabîiyyenin [tabiat bilimlerindeki durumun ve yeniliklerin] idrakine bir heves saikasıyla yürütülür. İşte İngiltere’de ahval-i tuyuru tetkik için teşkil etmiş olan heyet-i fenniyenin [bilim kurulunun] tetkikatı bu meyanda [bunlar arasında] sayılabilir yani sırf ilim ve idrak maksadına mebni addolunur.
Kuşların ahvalini müdekkik olanların [araştıranların] en ziyade dikkatini mucip olan muhaceret [göç] olmuştur.
İngiltere sevahilinde, Cebelitarık ve Malta’dan başlayarak bütün İngiltere müstemlekatı [sömürgesi olan] yerlerde, sahil ve ada fenerlerinde, hülasa dünyanın her tarafında birçok ashap-ı merak [meraklılar] tuyurun ahvalini dürbün ellerinde nazar-ı tetkik altında bulundurmakta ve müşahedelerini [gözlemlerini] dokuz seneden beri İngiltere cemiyet-i fenniyesine irsal etmektedirler.
Gayet halisane bir maksatla hakikati keşif yolunda icra olunan bu tetkikat ve kuşların ahvalini tetkik eden cemiyet-i ilmiyede vuku bulan müzakerat muhecrat-ı tuyur [kuşların göçü] meselesine bir karar verememiştir, esbabını [nedenlerini] tamamen kestirememiştir denilirse mübalağa sayılmaz… Edinburgh Darülfünunu muallimlerinden Eagle [Clark William Eagle] kuşlara ve suret-i seyahatlerine dair tetkikat-ı mebhuseyi [sözü edilen konunun araştırılmasını] cami olarak [içeren] bir eser tertip etmekle iştigal ediyor, ulum-ı tabiiye [doğa bilimleri] erbabı bu eserin hitamına intizar etmektedirler [bekliyorlar].
***
Kuşların niçin seyahat ettiklerini insanlar pek eski bir zamandan beri merak etmişlerdir. Bu mesele hakkında ulum-ı tabiiyenin [doğa bilimlerinin] tetkikatı neticesi ahz ü istinbat edebildiği [elde edebildiği ve çıkarabildiği] malumatın adem-i kifayesine [yetersizliğine] ve kanaat bahşolmamasına [kesin bir kanaat üretememesine] doğrusu şaşılıyor.
Mesele çatallandı, kuşların seyahatine merak ederken insan bunca alimlerin pek sade görünen bu meseleyi niçin halledemediklerine şaşar.
Kuşların esbab-ı hicretini [göç etme nedenlerini] anlamak için bazı ulema teşekkül-i arzın devr-i iptidasına [yeryüzünün ilk oluşma devrine] kadar çıkıyorlar.
Lakin tuyurun esbab-ı muhaceretini taharri için bu kadar uzağa gitmekten ise bu hayvanatın sevk-i tabiisinde [içgüdüsünde] ve daha yakında aramak muvaffak görünüyor.
Senenin her mevsiminde kesretle [bolca] gıda buldukları bir mevkideki kuşlar asla hicret ve seyahat arzusunda bulunmazlar.
Kuşların imrar-ı hayatı kibaranedir [hayatlarını nazik geçirirler]. Yazı ekalim-i mutedilede imrar ederler [ılıman iklimlerde geçirirler]. Kış gelince fıtraten kendilerine bahş olunan kuvve-i muhrikeden [hareket etme gücünden] istifade ederek cenuba ve gıdalarını bulacaklarından emin oldukları sıcak yerlere doğru ecniha-küşâ olurlar [kanat açarlar].
Yazın mantıken mutedilenin [ılıman iklimlerin] hareret-i hayat-bahşasıyla [hayat veren sıcaklığıyla] neşvünema bulan [gelişen] mahsulatından dane-çin olurlar [nasiplenirler], yavrularını beslerler. Soğuklar başlar başlamaz Fas’a, Sudan’a Mısır’a, Şimal-i Afrika’ya giderler. Afrika’nın harareti kesb-i şiddet edince ve kuraklık başlayınca yine mutedil yerlere avdet ederler.
Kuşların hicretini nev’ine mahsus bir haslet [tabiat], arzın hayvanat beslemeye başladığı ilk devrinden beri hiss-i cu’n [açlık hissinin] sevkiyle hasıl olmuş, evlattan evlada tevarüs etmiş [miras kalmış] bir sevk-i tabii [içgüdü] addetmek münasip olur.
Lakin kuşlar nasıl olmuş da yazın şimalin sıcak olacağını kestiriyorlar, kışın Afrika ikliminin hararetini bilirler. Akılâne bir surette pusulaya hacetleri olmaksızın gidip geliyorlar! Hint maymunları nasıl bir hisle kışın Hindistan’ın münhat [çukur] yerlerinde bulunup yazı serin serin Himalaya dağları üzerinde geçirmek için seyahat ediyorlarsa kuşlar da öyle…
Kuşlara daim bir yolda hareket eder hissiz birer küçük makine nazarıyla bakmak da caiz değildir. Onlar da maymunlar gibi bir hiss-i tabii [dürtü] ile hareket ederler ve bolca nafaka buldukları yerlerde ikametlerini temdit edebilirler [uzatabilirler].
Kuşlar alelmutat [genel olarak] şimalden, cenuba ve cenuptan şimale hicret ederlerse de yalnız bir daire-yi nısfınneharı [meridyen dairesini] takip eylemezler. Şarka ve garba da bazen cevelan ettikleri meşhuttur [görülmüştür]. Mukaddema [önceden] İngiltere sahilinde görülmeyen sığırcıkların bir müddet beri buralara devir ve seyahate başladıklarını müşahedat [gözlemler] göstermiştir.
Bu sığırcıkların olsun, sair nev kuşların olsun hicrete ve seyahate saiki [gerekçesi] nafaka tedarikidir diye hüküm olunabilir. Tetkik-i ahval-i tuyur ile müştagil olan [kuşların durumlarını araştırmakla ilgilenen] ulemanın bir kısmı kuşlardaki hissiyat-ı tabiiye içinde [dürtüleriyle] bir de yol kestirme hissi bulunduğuna mesela Norveç sahilinden pervaza [uçmaya] başlayan bir karga delalete ve terbiyeye [kılavuzluğa ve öğrenmeye] hacet olmadan Afrika sahilini tutturacağına kanidirler.
Yazın kutuplara doğru sefer eden kuşların yavruları son baharda soğuğun şiddetine dayanamayarak yaşlılarından evvel yola çıktıkları görülüyor. Bunlar acaba yollarını doğruca buluyorlar mı, yoksa birkaç konak yol aldıktan sonra tevkifle [durarak] büyüklerini bir yerde bekliyorlar mı?.. Bunun müşahedesi erbab-ı ilme çok müşkül görünüyor.
Tekmil sınıf-ı tuyurun tabâyisi [bütün kuş sınıflarının doğaları] tetkik olunmayınca bu meseleye bir karar-ı kati verilemez, lakin bazı erbab-ı ilim yaban ördeklerinin ve bu neviden sair tuyurun cevv-i havadaki [gökyüzündeki] manevralarını görerek bunların talimsiz icrasını gayr-i kabil bulmakta ve tuyurun mutlak analarından ve babalarından terbiye gördüklerini iddia etmektedirler.
***

Avrupa’nın merkez taraflarında ve şimalinde tevellüt eden kuşların kışı geçirmek için daim belli, başlı bir iki tariki [yolu] intihap etmişleri [seçmeleri] de şayan-ı dikkattir. Bir takımı Cebelitarık boğazından geçer, bir kısmı Sicilya ve Malta tarikini tutar, birçoğu da Adalar Denizi’nden [Ege Denizi] mürur eder [geçer]. Mahal-i teveccüh [yöneldikleri hedef] Afrika’dır. Kuşların bu tarikleri Bahr-i Sefid’in [Akdeniz’in] iki büyük göle münkasim bulunduğu [ayrılmış olduğu] ve İtalya şibhiceziresinin [yarımadasının] Afrika’ya muttasıl [bitişik] olduğu bir devr-i kadimde intihap ettiklerini [seçtiklerini] bazı erbab-ı tetkik farz eylemektedirler. Kuşlar Bahr-i Sefid’in tahvilini [değişimini] nazar-ı itibara almayarak yine eski yollarını terk etmemişlerdir. Zaten kuşlar için denizin karanın ne hükmü olabilir? Deniz üzerinden kat ettikleri mesafe pek uzun olmasın, istedikleri budur. Yiyecek bulabilmek için elbet, adası çok denizleri mercuh görürler [tercih ederler].
Şimali Avrupa’da kuşların mahal-i mülakatı [buluşma noktası] yakında İngiltere’den Almanya’ya geçen Heligoland Ceziresi olduğunu tuyur-ı yaveran söylemektedirler.
Kuşlar için Şimali Avrupa’dan İskoçya’ya geçecek bir tarik-i bahri [deniz yolu] de var ki bu tarik-i mevki de İzlanda adasıdır. Bu tarikten başka bir yol ile Amerika’dan Avrupa’ya tuyrun hicreti görülmüyor. Meğer ki [Eğer] fırtınalar ve rüzgarlar atmış ola [atmamışsa].
***
Muhaceret-i tuyur meselesinde kuşların cevv-i havada [gökyüzünde] ne kadar süratle tayeran ettiklerini zikretmek münasip alır. Süratle tayeran eden bir iki kuşun saatte 320 kilometre yol aldığı rivayet ediliyor. Bu kadar sürat hiçbir şimendifer trenine verilememiştir. Lakin umumiyet itibarıyla kuşlar bu süratle hareket edemezler. Vasati olarak süratleri 80 kilometredir. Bu da en mükemmel sürat katarının hareketine muadil demektir. Mamafih bu sürat kuşları birtakım tehlikelerden masun bırakamıyor [koruyamıyor] ve sisli bir gecede biçarelerin bin iki yüz miktarının birden fenerin etrafında çırpınarak helak oldukları görülüyor.
Kadri [Hüseyin Kazım Kadri]