KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

AVCI KUŞLAR – ALİ MUZAFFER

MUZIR – GAYR-I MUZIR AYRIMINDA YIRTICI KUŞLAR: EN AZINDAN YIRTICI KUŞLAR MUZIR DEĞİLMİŞ!

               İnsan, birlikte yaşadığı hayvanlardan, içinde gezindiği bitkilerden, taşlara, toprağa ve suya varıncaya değin her şeyi “muzır” ve “gayr-ı muzır” yani zararlı ve zararsız olarak ayırmak ve adlandırmak eğilimindedir. Bu ayrım ve adlandırma insanın diğer şeylerle arasındaki mesafeyi tayin etmesi açısından mazur görülebilir. Ancak insanlık, tahmin edilebildiği kadarıyla yerleşik hayata geçişiyle başlayan ve giderek ciddileşen amansız bir karakter hastalığının pençesindedir: antroposantrizm. Bu hastalığın etkisiyle, kendini eşref-i mahlukat olarak gören insan “muzır” sınıfına soktuğu her türlü varlığı ortadan kaldırma kudretine ve hakkına sahip olduğu zehabına kapılmakta, gördüğü sanrıları vahşice gerçekliğe tahvil etmektedir.

               İnsanoğlu, işte bu kültürel/ideolojik dizgeyle şekillenen zihinsel motivasyonla, yararlı bulmadığı ve/veya zararsız olmadığına inanmadığı her şeyi büyük bir gönül ferahlığı ve soğukkanlılıkla yok edebilmektedir. Mevcut ekonomik düzenin o büyük, öğütücü çarkını döndüren birçok küçük dişliden birisi de bu zihin yapısıdır ve bu ideolojik anonim zihin, tarihi süreç içerisinde şekillenmiş, güçlenmiş, dönüşmüş ve defalarca yeniden üretilmiş ve hala da üretilmektedir.

               Nitekim Ali Muzaffer’in Çocuklara Mahsus Gazete’nin 13 Ağustos 1903 tarihli 22. sayısında yayımlanan “Avcı Kuşlar” adlı metni de “tuyur-ı cariha muzır mıdır, değil midir?” sorununu ana izlek olarak alır. Ali Muzaffer, adını bilmediğimiz Avrupa gazetelerinden birinin haberleştirdiği bu soruyu hem mealen çevirir hem de kendi meşrebince tartışır. Yazdıklarına bakılarsa, Amerika genelinde avcı kuşlarla ilgili kapsamlı bir araştırma yürütülmüştür. Amerikalılar avcı kuşların zararlı mı yoksa aksine faydalı mı olduklarını tespit etmek için, ülkenin dört bir tarafında yakalan avcı kuşlara otopsi yapmışlar ve bu otopsilerin sonucunda avcı kuşların insana zararlı kemirgenleri tükettiğine dair sağlam deliller elde etmişlerdir.

               Ali Muzaffer, bu türden “garip” ama etkili bir çalışmanın ancak Kuzey Amerikalılardan beklenebileceğini, Avrupa’da böyle bir çalışma yapmayı kimsenin akıl edemediğini söyleyerek belli belirsiz de olsa “Amerikan rüyası”na hayranlığını sezdirerek sonuçta avcı kuşların zararlı değil yararlı olduklarının ortaya çıktığını belirtir. Yazarımız, kendisinin de beklediğini tahmin ettiğimiz bu sonuca oldukça sevinir.

               Faydalı oldukları bilimsel bir çalışmayla çürütülemez bir şekilde ortaya konulan avcı kuşları çocuklara biraz daha tanıtabilmek görevini belki de bu sevinçle üstlenir. Ona göre avcı kuşların doğa bilimleri açısından ortaya konulmasında çocuklar açısından “fayda” vardır.

               Yazının, avcı kuşlar sınıfına giren çeşitli kuşların kısaca tanıtıldığı bu tanıtım kısmı da ana izleği oluşturan önceki kısmı kadar sahiden ilgi çekici ve faydalıdır. Ancak tam da burada döneme hakim olan bir sorun yumağı ile karşı karşıya kalırız. Yazının yayımlandığı 20. Yüzyılın hemen başlarında canlıların sınıflandırılması (taksonomi) konusunda bilim camiası henüz çok zayıftır, canlılar bilimsel olarak bugün hala kabul görüp kullanılan Linnaeus’un sistemiyle, yani ikili Latince terimlerle anılmamakta ve yine kuşlar da dahil canlılar için standart Türkçe isimler kullanılmamaktadır. Kuşlar daha ziyade, kartal, doğan, baykuş gibi aile ya da cins adlarıyla anılmakta, metinlerde bahsedilen türlerin büyük bir kısmını kesin olarak tespit etmekte zorluklar yaşanmaktadır.

               Bütün bu sorunsal mevzuları Ali Muzaffer’in aşağıdaki metninde işaretledim ve bunlarla ilgili düşünce ve bulgularımı dipnotlarda belirttim.

               Ali Muzaffer’in “Avcı Kuşlar” adlı metniyle pedagojik açıdan çocuklara önemli bir hizmette bulunduğu açıktır. Kuşların dünyasına açtığı küçük bir kapıdan çocukları içeri davet ederek, algılarını kuşlara karşı duyarlı hale getirir. Tanıttığı yırtıcı kuşlarla, kaç çocuğun başını gökyüzüne kaldırmasına neden olduğu bilinmez ama, bu yazının çocuklar için olan bir dergide yayımlanıyor oluşu, Osmanlı geç modernite entelijansiyasının yeni nesle nasıl baktığına dair önemli ipuçları barındırır: bilimsel, pragmatik ve ahlaki her açıdan ve konuda bilgi ve görgü sahibi bireylerden oluşan geleceğin toplumunu şimdiden inşa etmek.

               Bununla birlikte, yazımın başında da belirttiğim üzere, antroposantrik bakış açısı da söz konusu metne içkindir. Doğadaki biyotik ve abiyotik her unsur, gerek kendi içlerinde gerekse de diğer unsurlarla rekabet ilişkisi içerisinde olmakla beraber, diyalektik bir biçimde birbirine bağlı bütünleşik bir ontolojidir. Birbirleriyle rekabetleri, birbirlerine olan mecburiyetlerinin hem nedeni hem de sonucudur. İnsan haricinde hiçbir canlı bu doğal diyalektik ilişkiyi ve doğa yasasını kendi çıkarına tasnif ve tahrif etmeye kalkmaz. Dolayısıyla avcı kuşların zararlı mı yoksa zararsız mı olduğunu düşünen ve bunu tespit etmek için sayısız avcı kuşu kesip biçen insanoğlu, her tasnifinde doğadan bir nebze daha kopuyor, her tespitinde kendini bir mertebe daha eşref-i mahlukat tahtına çıkarıyor.

               Bana bu satırları yazdıran Ali Muzaffer metniyle sizleri baş başa bırakma zamanı:

MAKALE-Yİ MAHSUSA

AVCI KUŞLAR

               Malum olduğu veçhile avcı kuşlar ilm-i tarih-i tabiinin [doğa tarihi biliminin] “tuyur-ı cariha” [yırtıcı kuşlar] namı altında tasnif edildiği kuşlardan olup esasen “tuyur-i cariha-yı leyle” [gece yırtıcı kuşları] ve “tuyur-ı cariha-yı nehare” [gündüz yırtıcı kuşları] diye iki kısma tefrik edilmiştir.

               Bu defa Avrupa gazetelerinden biri avcı kuşların muzır [zararlı] veya gayr-ı muzır [zararsız] olduğu hakkında bir mebahis küşat [tartışma açmak] ile bazı tehmidatta [açıklamalarda] bulunmuştur ki hülasan [özet olarak] bervech-i ati [aşağıdaki gibi] nakli münasip görülmüştür:

               Tuyur-ı cariha muzır mıdır, değil midir?

               Vakıa tuyur-ı cariha ziraata olan mazarratları [zararları] na-kabil-i engel bulunan [engellenemez] birçok muzır kuşlar ile haşeratı mahva sai ise de [yok ediyor olsa da] bu cihet pek dikkate alınmamıştır.

               Amerika’nın her türlü garabetlere merkez olduğu malumdur. Amerika Ziraat Nezareti tarafından bundan birkaç sene mukaddem [önce] verilen emir üzerine tuyur-ı carihanın muzır olup olmadığına dair tahkikat icra olunmuştur.

               Avcı kuşların derece-yi mazarrat veya menfaatini taktir etmek üzere Amerikalılarca o kadar mükemmel bir tedbir ittihaz olunmuştur [düşünülmüştür] ki bu çare şimdiye kadar Avrupa’da hiç de hatıra gelmemiş idi.

               Amerikalılar evvelemirde tuyur-ı carihanın bazı envaını teşrih kaidesine tevfikan [anatomik otopsiye uygun olarak] tahlil ederek midelerinin muhteviyatını anlamak istemişlerdir.

               Washington’dan etrafa icra edilen tebligat üzerine Amerika’nın her tarafında bu kaideye iktifa ile birçok tuyur-ı cariha teşrih olunarak ahval-i uzviyyelerine kesb-i vukuf olunmuştur [organlarının durumu tam olarak anlaşılmıştır]. Netice-yi tetkikatta anlaşılmıştır ki tuyur-ı cariha ziraatça gayet nafi [yararlı]olup hiçbir güna [şekilde] mazarratları yoktur.

               Avcı kuşların en nafisi [faydalısı] pençeli doğan[1] olup teşrih kaidesine tevfikan tahlil edilenlerinin kısm-ı azamının [çoğunun] midesinde hayvanat-ı kazıme (kemirici hayvanlar) enkazı zuhur etmiştir.

               Bu takdirce doğanların farelerle tarla sıçanlarını mahvetmek suretiyle büyük bir hizmet gördükleri meydana çıkıyor.

               Doğanların kırk dokuzda kırkının midesinden hayvanat-ı kazıme enkazı çıkmıştır. Doğanlardan sonra menfaat hususunda karakuşlar[2] gelir.

               Kara kuşlar yılan, kertenkele ve çekirge vesaire gibi haşerat ile tagaddi ederler [beslenirler] ki bundan ne gibi menafi husule geleceği [yarar sağlanacağı] müstağni-yi tezkardır [hatırlanmalıdır].

               Bunlardan sonra dahi sırasıyla adi doğan ile bunun bazı envaı tadat edilir [sayılır][3] ki bunlardan beş yüz altmış ikisinden iki yüz yetmiş sekizinin midelerinde fare vesaire misillü hayvanat-ı kazıme-yi muzıre enkazı çıkmıştır.

               Tuyur-ı cariha-yı leyleden kısm-ı azamı dahi ziraatın muavinleri olmak üzere ispat edilmiştir. Mesela baykuşlar[4] fare vesaire ile taayyüş etmektedirler.

               Elhasıl Amerika Ziraat Nezaretinin emri mucibince ifa edilen tetkikat neticesi pek güzel çıkmış ve tuyur-ı carihanın ziraata menafi-yi azime [büyük yararlar] temin eylediği tezahür etmiştir [ortaya çıkmıştır].

               Şu makalemiz ile haber vermek istediğimiz şey bundan ibaret ise de biz bu münasebetle tuyur-ı cariha hakkında tarih-i tabii nokta-yı nazarından [doğa bilimi açısından] bazı malumat itasını dahi faydadan hali görmedik [bilgi vermeyi faydalı gördük]:

               Yakaladıkları kuşlar vesair avlar ile taayyüş ettikleri için “cariha – avcı kuşlar” tesmiye olunan işbu hayvanların gagaları çengel gibi eğri ve et paralamak için pençeleri ve kanatları kuvvetlidir. Bazıları gündüzleri ve bazıları geceleri uçarlar.

               “Cariha-yı nehare”ye [gündüz yırtıcılarına] mensup olan avcı kuşlar ormanlarda, dağ tepelerinde ve sık kayalıklarda, kanaralarda [mezbahalarda] ikametle oralarda muhkem yuvalar yaparlar.

               Başlıca cinsleri şunlardır:

               “Akbaba”[5] – Burnu tüysüz, vücudu cüsseli ve dinç, uçuşu ağır ve fakat kuvvetlidir. Canlı av bulamadığı zamanlarda leşlerle tagaddi eder ki hassa-yı şammesinin [koku alma duyusunun] kuvve-yi harikuladesi sebebiyle inanılmaz mesafelerden keşif ve his ve her şeye tercihen ekl eder [yer] ve karnını doyurduktan sonra uçamayacak derecelerde kesb-i bitap eder [güçsüz düşer]. Akbaba eski ve yeni dünyanın kıtaat-ı cenubiye ve mutedilesinde münteşir olup dağlarda, yalçın kayalarda yaşarlar.

               Amerika-yı cenubiye mensup “kondor” ve “And akbabası” namıyla muanven [tanınan] “ukab”[6] cesametiyle maruftur. Bir halde ki iki kanadını da tamamıyla açtığı zaman aralarındaki genişlik hemen dört metreye kadar baliğ olur![7]

               “Kuzu Akbabası” – Bu kuş “kondor”dan daha büyük olup kuzuları, keçi yavrularını, dağ keçilerini yakalar ve hatta bazı defalar küçük çocuklara bile hücum eder.[8]

               “Kartal”, Karakuş[9] – Kartal tuyur-ı carihanın en mühimlerindendir. İnsanın nazarını yakından aciz bırakacak yüksek noktalara kadar uçar ve kalkar. İtidal ve tebdilat-ı havayiye ehemmiyet vermediğinden gayet yüksek karlı dağlarda barınabildiği gibi mıntıka-yı harre [sıcak bölge] çöllerinde dahi ikamet eyler.

               “Çakır kuşu”[10], “Çaylak”[11], “Atmaca”[12] ve  “Gamhorek[13] – bir nevi doğan” dahi kartala nispetle küçük, tuyur-ı carihadan maduddur [yırtıcı kuşlardan sayılır]. Avrupa’nın hemen her tarafında bulunur.

               “Doğan” – Doğanların boyun ve başları tüylerle mesturdur. Boyları kah ardıç kuşu ve kah tavuk gibidir. Cesaret ve sürat-ı tayeranları [hızlı uçuşları] hasebiyle kurun-ı vustada [Ortaçağda] av için istihdam olunurlar idi.

Ali Muzaffer

Çocuklara Mahsus Gazete, 22, 19 Cemaziyülevvel 1321 (13 Ağustos 1903)


[1] Bazı Türk dili lehçelerinde “Tarlan” ya da “Terlan” da denilen Ulu doğan (Falco cherrug) olsa gerek. “Tarlan/Terlan”, bugün Azerbaycan Türkçesinde hala kullanılmakta ve genellikle kız çocuklarına isim olarak verilmektedir. Nişanyan Adlar Sözlüğü”ne göre Türkiye’de bu isim kullanılmaktadır. (https://www.nisanyanadlar.com/isim/Tarlan) Ulu doğan, Global IUCN (2025) kırmızı listesinde olan türü tehlike altında bir tür.

[2] “Karakuş”, ya kaya kartalı yani Aquila chrysaetos ya da Şah kartal yani Aquila heliaca olmalıdır. Çünkü Karakuş Türkçede genel olarak bu iki kartala verilen bir addır. Yine de Anadolu’da kimi dar yerel bölgelerde Karakuş, Kara Çaylak (Milvus migrans), Kara akbaba (Aegypius monachus), Kara alınlı örümcekkuşu (Lanius minor), Büyük örümcekkuşu (Lanius excubitor) ve hatta Sığırcık (Sturmus vulgaris) yerine de kullanıldığı görülür. (Kaynak: Çakmak ve Işın (2005); https://sozluk.gov.tr/)

[3] Burada başta Gökdoğan (Falco peregrinus) olmak üzere Doğangiller (Falconidae) ailesinden kuşlar kast ediliyor olmalı.

[4] Baykuşgiller (Strigidae) ailesinden kuşlar.

[5] Atmacagiller (Accipitridae) ailesine mensup leşle beslenen kuşlardır. Türkiye’de dört farklı türü gözlemlenmektedir.

[6] “Ukab” (عُقاب) Arapçada “kartal” anlamına gelmektedir. Türkçede kartal ve tavşancıl gibi kuşlar için kullanılmıştır.

[7] Ali Muzaffer’in burada bahsettiği kuş büyük bir olasılıkla Vultur gryphus yani And kondorudur. Ancak ebird verilerine göre And kondorlarında ölçülen en geniş kanat açıklığı üç metre yirmi santimetredir.

[8] Kuzu akbabası da muhtemelen Gypaetus barbatus yani Sakallı akbabadır. Kuza akbabası adı muhtemelen bu türün Almanca adı “Lämmergeier“den gelmektedir. Çünkü Almancada “lämmer“ sözcüğü kuzu ”geier“ de akbaba anlamına gelir. Bu adlandırma Sakallı akbabaların kuzuları alıp götürdüğüne inanılmasından kaynaklanmaktadır. Ali Muzaffer bu türü tanıtırken durumu daha da abartarak kuşun çocuklara bile saldırdığını söylemektedir.

[9] 2. dipnota bakınız.

[10] Accipiter gentilis.

[11] Anadolu’da en yaygın görülen tür olduğu için muhtemelen Milvus migrans.

[12] Accipiter nisus.

[13] “Gamhurek” de olabilir. İskender Pala’ya göre “gam yiyen” anlamına gelen Gamhorek, Balaban (Botaaurus stellaris) kuşu olsa da (1990, s.87), Ali Muzaffer’in “bir nevi doğan” açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla burada Kerkenez (Falco tinnunculus) ya da Küçük kerkenez (Falco naumanni) kastediliyor olmalıdır.

Posted on