KUŞLAR VE EDEBİYAT

Kuşlar hakkında, edebiyata dair…

AĞAÇKAKAN

19. yüzyılda kuş bilimi, kuş gözlemciliği ve kuşlar ve edebiyat konulu yazı dizime yine Ali Nâzîma’dan bir metinle devam edeyim. Bu yazı da, daha önce yine buradan paylaştığım “Bülbül” adlı metinle aynı derginin aynı sayısında, yani Maarif dergisinin 8 Ekim 1891 tarihli 7. sayısında yayımlanmış. Adım adım yazarımızın belki amatör belki de profesyonel bir kuş gözlemcisi olduğu kanaati oluşacak gibi. Şu an içinse en azından bir kuş sever olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

                Ali Nâzîma bu sefer “Ağaçkakan” kuşunu kısaca tanıtıyor okurlarına (o zamanın popüler terimiyle “karilerine”). Yalnız onun kastettiği ağaçkakan genel olarak “Yeşil Ağaçkakan” türü. Yazısının girişinde Siyah Ağaçkakan türünden de kısaca bahsediyor, ancak ağaçkakanların diğer türlerinin olduğunun farkında bile değil gibi. Nitekim ağaçkakan kuşlarının siyah ve yeşil olmak üzere iki türü olduğunu ileri sürüyor. Halbuki Doğa Derneğinin yayını olan Türkiye ve Ortadoğu’nun Kuşları[1] adlı kitapta Türkiye sınırları içerisinde gözlenen 9 farklı ağaçkakan türü olduğu görülüyor. Aslında bu tespit, Ali Nâzîma’nın ve/ya da dönemin ornitoloji bilgisini değerlendirmek ve analiz edebilmek açısından araştırılmaya değer. Yazarımız neden iki tür ağaçkakan kuşu olduğunu söylüyor? Yazısının yayımlandığı derginin hedef kitlesi açısından mı böyle bir sınırlamaya gitmiş? Bu konudaki bilgisi mi eksik? Yoksa o dönemde (19. yüzyılın son çeyreği) kuşlarla ve kuş bilimiyle ilgili bilimsel/teorik yeterli kaynak yok mu aydınların elinin altında? Özellikle kırmızı, siyah ve beyaz renklerin hâkim olduğu diğer ağaçkakan türleri farklı bir sınıflama yöntemiyle başka bir cinse ya da familyaya mı dâhil edilmiş? Daha da önemlisi, tür farklılıkları ve popülasyonları o günden bu yana değişmiş olabilir mi?

                Bu gibi soruların yanıtları o dönemde, genelde ekolojik özelde de ornitolojik bilgilerin ne seviyede olduğunu, konuyla ilgi bilimsel/yarı bilimsel araştırmaların yapılıp yapılmadığını ve farkındalık ve bilinç düzeyini göstermesi açısından önemli. Burada şunu belirtmeliyim. Belki bu dönem için yaptığım araştırma derinleştikçe bu tür soruların en azından bir kısmına en azından kısmen yanıtlar bulunabilir. Ancak bunu ben de henüz bilemiyorum. Burada yaptığım çalışmanın verilerini başından sonuna kadar gözden geçirip değerlendirmiş değilim. Dolayısıyla bulgularla ilgili genel bir görüşe de henüz sahip değilim. Sadece bir arşiv çalışması yapmış ve 19. yüzyılda kuşlarla ilgili basılı materyalin neler olduğunu kaba hatlarıyla tespit etmiş bulunuyorum. Bu web sayfasında da arşivlerde ulaştığım belgelerin tek tek transkripsiyonlarını (çeviriyazılarını), kısmen günümüz Türkçesine aktarımlarını ve ön değerlendirmelerimi paylaşıyorum. Dolayısıyla kendini yazan bir macerayı siz “karilerimle” beraber okuyup görüyoruz.

                Ben amatör bir kuş gözlemcisi olarak maalesef henüz ne yeşil ne de kara ağaçkakan gördüm. Biraz önce sözünü ettiğim dokuz türden ancak ikisiyle, Alaca Ağaçkakan ve Ak Sırtlı Ağaçkakan’la karşılaştım. Buraya da, Yedigöller’de görüp kayıt altına aldığım Ak Sırtlı Ağaçkaka’nın fotoğraflarından birini koydum. İlk defa ağaçkakan gördüğümde çok şaşırmıştım. O ana kadar ben bu kuşun ancak çizgi filmde (Woody Woodpecker) var olduğunu ya da çok uzak ülkelerde yaşıyor olabileceğini düşünürdüm. Bana bu derece hayali, bu derece masalsı bir kuşa onca zaman bu kadar yakın yaşamış olduğumu, onu bizzat görerek ve duyarak öğrenmek hem şaşılası hem de sevinçli bir deneyim olmuştu benim için.

                Coğrafyamızın ekosistemi en azından şimdilik bu güzel kuşların en az bir türünü hemen hemen yaşadığımız her yerde görmemize olanak sağlıyor. Onlar ekolojik bütünlüğümüzün çok renkli, çok ahenkli ve gölgeli ormanların derinliklerinde, ağaç gövdelerinde gagalarıyla çıkardıkları tok ve ekolu seslerle çok gizemli ve heyecan verici parçaları. Doğamız da biz de onlarla tamamız ve güzeliz. Daha önce hiç görmediyseniz ya da duymadıysanız, yolunuz bir ormana, koruluğa, ağaçlık bir alana düştüğünde gözlerinizi dört açın ve ağaçlara kulak kesilin. Onlarla karşılaşmanın yarattığı hoşluğu eminim seveceksiniz.

                Bu deneyimin, insanın “doğanın korunmasını gerektirmeyecek bir yaşam tarzını” geliştirmesi ve kalıcı hale getirmesi serüvenine bir katkısı olacağı da su götürmez bir gerçek. Bundan 132 sene sonra, bu satırları okuyabilecek insanlar, bir zamanlar ağaçkakan adı verilen bir canlının coğrafyalarında yaşamış olduğuna üzülüp hayıflanmayacaklarını ummak istiyorum.

                Herkese keyifli ve verimli okumalar.

Ağaçkakan

                Ağaçkakan kuşu yeşil ve siyah namıyla iki nevidir. Yeşil ağaçkakan fevkalade güzel bir kuş olup başının üzeri kırmızı, yan tarafları siyah ve sair tüyleri yeşil olduğu gibi kuyruğunun ve kanatlarının büyük kalemleri üzerinde kestane rengiyle siyah renkte benekler vardır. Siyah ağaçkakan kuşunun başı müstesna olarak bütün tüyleri siyahtır. Ağaçkakan kuşunun gagası uzun ve sivri olup pençelerinde eğri tırnakları vardır ki bunlar vasıtasıyla ağaçları tırnaklayarak üzerlerine çıkar.

                Yeşil ağaçkakan, korkak ve vahşi [yabani] bir kuş olduğundan en hâlî [tenha] ormanlarda ikamet eder. Kütüğünün nısfı [yarıcı] çürümüş olup üzerine böcekler üşüşen eski ağaçları sairlerine bi’t-tercih intihap ile [tercih ederek] kabuğunun yarıklarını muayene ederek kütüğünü ve en büyük dallarını tırmalayarak üzerine çıkar ve vakit vakit içinin oyulmuş ve kof olduğunu anlamak üzere gagasıyla vurursa da bu vuruş mürur u uburda [o anda] yakalamak için ağacın kabuğu altında gizlenen böcekleri korkutmak ve kaçırmak zımnında [için] dahi olabilir.

Eğer şikarını [avını] tutmak iktiza ederse [gerekirse] sivri ve mil gibi keskin olan uzun gagasıyla şiddetli vurarak kütüğü oyduktan sonra ince ve yumuşak olup gayet uzun ve gayet yapışkan diliyle açtığı delikten diline yapışan böcekleri çekip yer.

                Eğer yuvasını yapmak isterse mukaddema oyulmuş ağacı bi’l-intihab [tercih ederek] gagasıyla vurarak deliği büyültür ki delik kendisinin ve dişisinin ve yavrularının küçük bir yuvası olur.

                Yumurtalarının rengi hemen hemen gümüş gibi olup dişisi onların üzerine on beş gün kadar kuluçkaya oturur. Yavrular yumurtadan çıktığı vakit analarıyla babaları onlara gıdaları olan toprak kurtları ve karıncalar ve dahi sair böcekleri getirerek yuvaya gelir giderler. Ağaç kakan ötmez ise de hazin-amiz ufak bir cıvıltı edebilir.

Ali NâzîmaMaarif, 7, 8.10.1891, s. 115


[1] Porter, R. F., Christensen, S. ve Schermacker-Hansen, P. (2009) Arazi Rehberi: Türkiye ve Ortadoğu’nun Kuşları (Çev. K. A. Boyla ve K. Çapacı). Doğa Derneği, Ankara.

Posted on