
I. GİRİŞ: “SAKA” SÖZCÜĞÜ
Kuş gözlemi ve kuşların tanıtımlarıyla ilgili sırasıyla 1927, 1898 ve 1892 tarihli üç metnin eleştirel-analitik çevriyazılarını (transkripsiyon) içerecek bu makalede, başka bir takım değerlendirmeler yanında, üç metnin de ortak teması “saka” adına odaklanacağım. Yani Latin harflerine aktarıp bu yazının sonuna eklenen üç tarihsel metnin de hem konusu saka, hem de yazıların başlığında “saka” adı yer alıyor. Bununla birlikte “saka” adının söz konusu bu üç metinde üç farklı kuşa verilmiş olduğu görülecektir.
Bu metinlerin analitik-eleştirel değerlendirmelerine geçmeden önce, “saka” sözcüğünün sözlük anlamına, etimolojisine ve derleme sözlüklerdeki tespitlerine kısaca bakmakta fayda var. TDK’nin Güncel Türkçe Sözlüğü’ne[1] göre sözcüğün kökeni Arapçadır ve sırasıyla (i) Su taşıyan kimse, sucu; (ii) Tarım arazilerinde su işlerini düzenleyen kimse ve (iii) Saka kuşu (…), anlamlarına gelmektedir. Bu açıklamada altı çizilmesi gereken husus “Saka kuşu” açıklamasında, biyolojik açıdan tam olarak hangi kuş türünden bahsedildiğinin açık bir şekilde ifade edilmemiş olmasıdır. Yani sözü edilen kuşun ne bilimsel adı (ikili Linnaeus sisteminde) verilmiş ne de kısaca morfolojik ve/ya da davranışsal özelliklerinden bahsedilmiştir. Ancak bu açıklama, belirli bir kuş türünün göstereni olan “saka” ismi ile “su” ya da “sucu” kavramları arasında bir anlam ilgisi olduğunu düşündürmektedir.
Yine TDK’nin Derleme Sözlüğü (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)’ne göre çeşitli yerel ağızlarda “saka” sözcüğünün, bir tür at hastalığı, aşık oyunun bir unsuru, balık ağı, erkek arı, kadın ziynet eşyası gibi birçok farklı anlamda kullanıldığı ortaya konulmuş, ancak doğrudan bir kuş türü karşılığında kullanımı işaretlenmemiştir. Bu bilgi de, bir çıkarım mertebesinde olmasa da Türkiye Türkçesinin çeşitli yerel ağızlarını konuşan toplulukların farklı kuş türlerini ayırt edip adlandırmada fazla seçici ve ayrıntıcı olmadıklarını akla getirmektedir. Saka kuşunun boyutlarında, ötücü ve onunkine benzer davranışlar gösteren kuş türlerine topluca “serçe” dendiği ya da serçe kuşuyla yapılan bir kıyaslama ya da nitelemeyle bu kuşların tanımlandığı düşünülebilir. Öte yandan, yakın zaman kadar saka, büyük saka gibi adlarla da anılan pelikan türü kuşlar da ördekle ya da kazla benzerlik kurularak adlandırılmış olabilir. Türkçenin yerel ağızlarında “saka” sözcüğünün bir kuş türünün adı olarak bulunmayışının olası açıklamalarından biri bu olabilir.
TDK’nin Etimoloji Sözlüğü’ne bakıldığında üç farklı anlamı yanında “saka” sözcüğü, “‘başında ve boynunda kırmızı, sarı tüyler bulunan küçük bir kuş (Carduelis carduelis)’ ~ Az saggaguşu. -TatK saka ‘saka kuşu.’” olarak da tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere Azerbaycan Türkçesi ve Tatarcada da bu sözcüğün bir kuş türü olarak kullanımı mevcuttur. Ayrıca Kuman Türkçesi sözlüğü Codex Cumanicus’ta (1303) da bir tür kuş adı olarak “saka” sözcüğü girişi mevcuttur. Bu kuşun tür olarak net bir tanımı olmasa da, Latince “cardarina” sözcüğüne karşılık olarak kullanılmasına bakarak, kast edilen kuşun Carduelis, yani bugün bildiğimiz anlamıyla Saka olduğu anlaşılmaktadır. Eski İtalyanca olarak adlandırabileceğimiz Ortaçağ Latincesine ait bu sözcük, devedikeni, eşekdikeni vb. gibi anlamlara gelen Latince “carduus” sözcüğünden türemiştir. Saka kuşları bu bitkilerin tohumlarını çok sevdiklerinden ve bunlar arasında bitkiden bitkiye uçuşarak ve ötüşerek beslendiklerinden onlara bu isim verilmiştir. Ayrıca bu bitki cinsinin bir türü olan Carduus acanthoides Türkçede “Saka dikeni” olarak adlandırılmaktadır (Bkz. https://turkiyebitkileri.com/foto%C4%9Fraf-galerisi/asteraceae-papatyagiller/carduus-e%C5%9Fekdikeni/carduus-acanthoides.html, Erişim tarihi: 29.03.2026).
Nişanyan Etimoloji Sözlüğü’nde, saka sözcüğünün Arapça “sḳy” kökünden geldiği, bu kökten türeyen su veren anlamına gelen saḳā “suladı, su verdi” fiilinin faˁˁāl vezninde meslek adı olduğu söylenir. Sözlükte Carduelis anlamındaki kullanımının da yine bu Arapça kökten gelmiş olabileceği, ancak bunun kesin olmadığı belirtilir. (Bkz. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/saka, Erişim tarihi: 29.03.2026)
TDK’nin 1998 tarihli Biyoloji Terimleri Sözlüğü’nde saka kuşunun başka bir olasılığa yer vermeyecek şekilde tanımı mevcuttur: “İngilizce: goldfinch, Fransızca: chardonnoret, Almanca: Stieglitz, Latin: Carduelis. Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ispinozgiller (Fringillidae) familyasından, 13 cm kadar uzunlukta, sırtı kahverengi, karnı ve kuyruğu beyaz, yüzü kırmızı, kanatları kara olan, Avrupa, Kuzey Afrika ve Sibirya’da ağaçlar üzerinde yaşayan bir tür.”
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de “saka” adına ve kuşuna rastlarız. Evliya Çelebi, eserinin İstanbul’a ayırdığı ilk kitabında şehrin esnaflarını da tanıtır. Bunlar arasında “Esnâf-ı Sayyâd-ı Serçeciyân ve Gayrı Murgân” (Serçe ve Başka Kuş Avcıları Esnafı) da vardır. Yerleşik bir adresleri ve dükkanları olmayan bu esnaf saka, florya, ispinoz ve iskete gibi kuşları tutar ve avlarlarmış. Kafesinin dışındaki kovayı çekip su içebilen saka kuşundan bu kısımda şöyle bahsedilir: “…saka kuşları kafesleri altındaki kâseler içinden yüksük kadar kovacıklar ile minkârıyla [gagalarıyla] ve nâhunuyla [tırnaklarıyla] su çeküp kovadan nûş eder [içer].” (s. 318)
Yalnız Evliya Çelebi’nin bahsettiği tek saka kuşu bu değildir. Şaşırtıcı olan da budur. Sözünü ettiğimiz birinci kitabın 325. sayfasında bu kez “Esnâf-ı Avcıyân-ı Murgân {ve Gayrı Hayvânât}” (Kuş ve Başka Hayvan Avcıları Esnafı) adlı bölümde de saka kuşunun adı geçer: “İslâmbol’un cânib-i erba‘asında Çekmece gölleri’nde ve Terkoz göllerinde kuğu ve saka kuşu ve yeşilbaş ördek ve alaca ördek urup boğazların kürkcübaşıya kanatların okcubaşıya verirler. Bunlar dahi şikâ[r]larıyla geçerler [avlarıyla geçit törenine katılırlar].” Belli ki İstanbul’un bu metinde sayılan sulak alan habitatlarında yaşayan kuğu ve ördek gibi hayvanlar arasında sayılan saka kuşu, Carduelis türü küçük ötücü kuş değildir. Bu bir Pelicanus onocrotalus, yani Ak pelikandır. Anlaşıldığı kadarıyla o dönemde ak pelikanlar boğazlarındaki yumuşak tüyleri ve su geçirmez keseleri için avlanılmışlardır. Yine Seyahatname’nin ilk kitabının 324. sayfasında kürkçü esnafının dükkanlarını süsleyen türlü çeşit kürkler arasında “sakkâ kuşu” (Ak pelikan) boyunlarının da olduğu söylenmektedir.
Türkçe sözlük çalışmaları 19. yüzyılın ikinci yarısında hız kazanmış ve 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar tek dilli ve çok dilli birçok Türkçe sözlük yayınlanmıştır. Bu dönemin en göze çarpan sözlüklerinden olan Şemseddin Sami’nin Kamus-i Türki sözlüğünde “Saka kuşu” için “Bir cins serçe.” (1317H., s. 726) tanımı yapılmıştır. Yukarıda da anlatıldığı üzere, serçe kuşuyla ilgi bağı kurulmasına bakıldığında, kuşun bu sözlükte Cardueli carduelise karşılık geldiği anlaşılmaktadır.
Ahmet Vefik Paşa’nın 1888 tarihli Lehçe-yi Osmani sözlüğünün Türkçe kökenli olmayan sözcükler için ayrılmış olan 2. cildinde yer alan saka kuşu girişinin de iki farklı kuş türüne atıfta bulunduğu anlaşılıyor. Bu sözlük girişinde “saka kuşu” için, (i) “Rahme-t-ü’l-mâ (رخمة الماء)[2]”; “küçük saka kuşu” için ise (ii) “Hassun[3] Kafeste su çeken usfur [serçe kuşu][4]” açıklamaları vardır. İkinci açıklama Carduelis carduelise işaret etse de ilk açıklamadaki kuşun farklı bir tür olduğu görülmektedir. Nitekim Ahmet Vefik Paşa’nın sözlüğünde “saka” isminin iki farklı kuş türü için kullanıldığı bilgisi, sözlüğün 1. cildinde yer alan “Kutan (قوتان)” girişine baktığımızda kesinleşir: “Kutan kuşu Büyük gagalı saka…” (1306H, s. 642).
Kuşa “saka” adı verilmesinin onun su çekme becerisiyle ilgili olduğunun teyidini 13. yüzyılda Kazvînî tarafından kaleme alınmış olan Acâʾibü’l-Maḫlûḳāt ve Garâʾibü’l-Mevcûdât adlı coğrafik ve kozmografik eserde de buluyoruz. Bu eserin adı bilinmeyen bir çevirmen tarafından Türkçeye aktarılmış çevirisinde şöyle denmektedir: “Ḫāṣṣiyyetü’s-saḳā: Saḳā bir ḳuşdur serçe deñlü. Ḳanatları ṣaru ḳızıl ve ḳaradur. Ve āvāzı ḫūb kendüsi zirekdür. Şol miḳdārdur zirekligi ki ḳafeṣ içinde bir ip baġlarlar. Bir ucına bir su çiçegi baġlarlar. Daḫı ṭaşra su içine bıraġurlar. Her ḳaçan ki ṣusasa, gelür ol ipe yapışur çeker. Çekdükçe ayaġı-y-ıla basar, tā şuña degin ki ol ḳoġacuḳ ḳatına gele. Ḳatına gelicek ṣu içer. Daḫı ḳoġayı aşaġa bıraġur. Ol miḳdār ḳuşdan ve bu miḳdār zireklik çoḳdur, ‘acebdür.(2019, s. 398)“[5]
Saka, Acâ’ibü’l Mahlukât’ta da yine Ak pelikan kuşu için de kullanılan bir isimdir: “Hindūstān’da bir ḳuş var büyük ve aġzı daḫı büyük. Ve dāyim şol ṣaḥrā larda olur ki ṣu olmaz ve yaḳın yėrde daḫı bulınmaz. Ol varur, ıraḳ yėrlerden getürür ṣuyı. Ḳursaġı vardur bir saḳā ṭulumınca ṣu alur. Çünki ṣuyı ṭoldurur, alur, ol ṣaḥrālara gelür, ne miḳdār ḳuş var-ısa ḳatına cem‘ olurlar. Daḫı aġzından anlara ṣu vėrür. Yėtmese yėne varur getürür. Pes aña saḳā’ü’ṭ-ṭuyūr dėrler.”[6] (s. 398)
1890 yılında basılan A Turkish and English Lexicon adlı Redhouse sözlüğünde de yine “saka” adının iki farklı kuş türü için kullanıldığı görülmektedir. Sözlükte “saka” maddesinin “saka kuşu” alt başlığında şu açıklama vardır: “1. The pelican, pelicanus onocrotalus[7]. 2. The goldfinch, fringilla carduelis[8], distinguished as كچوك سقا قوشی [küçük saka kuşu][9]” (s. 1063). 1838 yılında basılan Türkçe-Fransızca bir sözlük olan Hazine-yi Lügat’ta da yine saka, hem Carduelis hem de Pelicanus onocrotalus kuşlarının adı olarak verilmiştir.
Sonuç olarak Türkçede “saka “ adı bugün sadece Carduelis carduelis türü ötücü kuşlar için kullanılsa da 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu ad Ak pelikan , yani Pelicanus onocratalus türü için de kullanılmıştır.
II. GÖÇMEN ARDIÇ OLARAK SAKA:
Saka adını bir başka metinde ise tamamen farklı, yalnız Kuzey Amerika’da yayılım gösteren bir başka kuş için kullanıldığını görürüz. Terbiye dergisinin 10 Şubat 1927 tarihli ilk sayısında imzasız[10] olarak yayımlanan “Tarih-i Tabii Dersleri: Saka Kuşu” adlı yazıda “saka” olarak isimlendirilen kuşun “göçmen ardıç” (Turdus migratorius) olduğu görülür. Mevsimsel göçmen olan, yuvasının dış tarafını çamurla sıvayan bu kuş, bizim Türkiye’de park, bahçe, koruluk ve kırlarda görmeye alışık olduğumuz, genellikle küçük sürüler halinde beslenen, uçuşan, ötüşen; morfolojik olarak alamet-i farikası kan kırmızı yüzüyle tanıdığımız kuş değildir. Bu kuş, bugün pelikan adıyla tanıdığımız, yukarıda açıklanan “sakkâ kuşu” da değildir. Dergideki yazıya konu olan kuşun davranışlarına baktığımızda onun, Kuzey Amerika’ya özgü bir tür olduğunu görürüz.
Bu kuşun Göçmen ardıç olduğuna dair yazılı kanıt da vardır. Bugün artık biliyoruz ki “Saka Kuşu” adlı yazı telif değil bir çeviridir. Bu metin, “Doğada(n) Öğrenim” (Nature-Study) yönteminin (yaklaşımının) önemli isimlerinden Anna Botsford Comstock’un (1854-1930) ilk baskısı 1911 yılında yapılan ve defalarca yeni baskısı çıkan (mesela ben 1939 yılında yapılan 24. baskısına ulaşabildim) Handbook of Nature-Study adlı kitapta yer alan bir eğitim modülünün çevirisidir. Eğitim modülünün adı “The Robin”dir (1939, s. 57-62). “Robin”, bugün Türkçeye “göçmen ardıç” olarak kazandırılmış Thrush migratories türü kuştur. Bu kuş türü Kuzey Amerika’nın çok sık görülen göçmen kuşlarındandır.
Bu kitap öğretmenler ve ebeveynler için çıkarılmıştır. Öğrencilerin doğada edimsel ve deneyimsel öğrenmelerini esas alan bir tür müfredat programı ve ders planıdır. Söz konusu kitabın “Hayvanlar” adlı II. Bölümünün ilk kısmı kuşlara ayrılmıştır. “Kuşlar” kısmının hemen girişinde, bir kuşu öğrenmeye çalışmanın amacının onun ne yaptığının (“what it does”) anlaşılması olduğu söylenir. Bunu anlayabilmek için de kuş türlerinin (“what it is”) bilinmesi gerektiği ileri sürülür. Ancak çoğu kuş gözlemcisinin saplantıyla fetişleştirdiği gibi, kuşun türünü morfolojik olarak tespit etmek sadece, onu anlamak yolunda atılacak bir ilk adımdır. Kitabın bu bölümüne göre, kuşların morfolojik olarak türlerinin ayırt edilmesi muazzam bir dil dizgesinin sadece alfabesini öğrenmek gibidir. İnsan dilinde alfabe nasıl tek başına herhangi bir anlam ifade etmiyorsa, kuşların türünü tanımak da tek başına herhangi bir anlam ifade etmez. Bu kitabın amacı da öğrencilere bu alfabeyi öğretmek ve bu alfabeyi kullanarak kuşların ne yaptıklarını eyleyerek ve deneyimleyerek kavramalarını sağlamaktır. Bu amaç çerçevesinde öğrencilerin rahatlıkla uygulamalı çalışabilmelerine olanak tanımak için Handbook of Nature-Study adlı kitaba Kuzey Amerika’da çok yaygın olarak görülen kuşlar seçilmiştir. (1939, s. 27)
Kitap öncelikle, tüyleri, uçuşları, göçleri, gagaları, kanatları, ötüşleri gibi kuşların çeşitli özellikleri hakkında genel bilgiler verdikten sonra, Kuzey Amerika’da sıklıkla görülebilen kuşlarla ilgili eğitim modülleri oluşturur. Eser bu haliyle öğretmenlere bir rehber niteliğindedir. Öğrencilerin kuşları nasıl gözleyecekleri, gözleyecekleri türü nasıl ayırt edecekleri, gözlemde hangi sorulara yanıt arayacakları ve gözlemlerini nasıl sonuçlandıracaklarına dair öğretmenlerin yapması gereken planlamadan ve oluşturması gereken sorulardan bahseder.
Kitabın kuşlarla ilgili kısmı daha sonra Kuzey Amerika’da sıklıkla ve kolaylıkla görülen kuşlara dair oluşturulmuş çalışma modülleriyle devam eder. Bir yandan öğrencilerin birlikte yaşadıkları bu canlıları gözlemesi, anlaması ve kavramasını teşvik edecek hazırlıkların öğretmenlerce yapılmasını sağlayacak birer reçete gibidir bu yazılar, bir yandan da günümüz kuş rehber kitaplarındaki tanıtım metinlerine benzer. Kuşların fiziksel tanımları, beslenmesi, göçü, üremesi vb. konularda genel bilgiler verilir. Benim ulaştığım 1939 yılı baskısında kuş türlerinin sayılan tüm bu özellikleriyle ilgili tanımlayıcı fotoğraflar da mevcuttur.
İşte Terbiye dergisinde yer alan “Saka” adlı yazı, bu kitabın “The Robin” (Göçmen ardıç) adlı alt bölümünün kısaltılmış ve kısmen de yerelleştirilmiş bir çevirisidir. Saka adının, göçmen ardıç yerine kullanılması da bu yüzdendir. Çeviri yazının yazarı Türkiye’deki okullarda da öğretim modülü olarak kullanabilmesi için böyle bir yerelleştirme yapmıştır. Ancak bu yerelleştirme sadece kuşun tür adıyla sınırlı kalmıştır. Çeviri yazıda kuşa ilişkin dile getirilen özelliklerin tümü göçmen ardıç kuşuyla ilgilidir, sakayla değil.
Mesela saka kuşunun yazıda göçmen bir kuş olduğu, baharda önce erkeğinin arkasından da dişisinin geldiği, yuvasını çalı çırpıyla yaptıktan sonra dışını çamurla sıvadığı gibi göçmen ardıç kuşlarına özgü davranışlar, saka kuşunun davranış özellikleriymiş gibi yerelleştirme yapılmadan kaynak metinden tam uygunlukla çevrilmiştir. Kaynak metinde, göçmen ardıç kuşunun ötüşüyle ilgili verilen ilginç bilgiler hedef metne aktarılmamıştır. Kaynak metinde örneğin bir yaz yağmuru başlamadan hemen önce yaptığı ötüşle göçmen ardıç kuşunun, “toprakta çok fazla kurt ve solucan dışarı çıkacak, beslenmek için çok uygun bir zaman olacak” demek istiyor olabileceği dile getirilmiştir. Kaynak metinde buna benzer bazı başka bölümler de yine çevirinin dışında bırakılmıştır.
Kaynak kitabın bu bölümünün belki de en ilgiye değer ifadesi, yaşamımızı yaşamıyla kesiştirdiğimiz, birleştirdiğimiz bir canlı türünü hiç tanımıyor olmamızın çok üzücü olduğunu belirtiyor olmasıdır. Kitabın bu bölümüne göre bu dersin amacı, öğrencilere çok dikkatli bir gözlem alışkanlığı edindirmek ve her yıl belirli bir zamanda gelerek gözlerinin önünde yaşayıp giden bu küçük canlının yaşam öyküsünü okuyabilme becerisi kazandırmaktır. Öğrenciler bu ders modülüyle kendilerine bir “Göçmen Ardıç Defteri” hazırlayacaklardır ve bu defter onların hazinesi olacaktır. Bu kuşu yakından gözlemleyen ve onun hayatıyla ilgili doğrudan kendisinden okuduklarını defterlerine yazan öğrenciler, çevrelerindeki diğer kuşların yaşamlarını da okuyabilecek becerileri kazanacaklardır. (s. 57)
Maalesef bu can alıcı, doğadan kopuşumuzun, onun dilini, o dille yazılmış doğa kitabını artık anlamıyor, hatta varlığını bile fark etmiyor oluşumuzun yarattığı hastalıklı durumun teşhisi ve tedavi başlangıcı olarak okunabilecek bu kısım da hedef metinde kendine yer bulamamıştır.
Dolayısıyla, Handbook of Nature-Study adlı kitabın bir öğretim modülünün kısmi ve yerel çevirisi olan “Tabiat-ı Tetkik Dersleri: Saka Kuşu” adlı yazıda, Göçmen ardıç (Turdus migratorius) kuşunun Sakaya (Carduelis carduelis) dönüşmesi, bu metnin Türkiyeli öğrencilerin eyleyerek ve deneyimleyerek doğayı doğada öğrenmelerinin hedeflendiği bir müfredat etkinliği olmasından kaynaklanmaktadır. Terbiye dergisi, Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) Talim ve Terbiye Heyetinin yayın organıdır ve amaçlarından biri de ilk ve orta dereceli okullarda müfredat hazırlanmasına öncülük ve rehberlik etmektir. İşte bu amaç çerçevesinde, Türkiye’de hiç görülmeyen Göçmen ardıç yerine, çeviri metinde öğrencilerin hemen her yerde görüp gözlemleyebilecekleri Saka kuşu tercih edilmiştir.
Bundan önceki birçok metin çözümlemesinde de dile getirdiğim üzere, bu yazı ve ona kaynaklık eden orijinal metnin de ana ideolojik iskeletini türcülük, faydacılık ve merhametçilik sac ayağı üzerine kurulu antroposantrik (insanmerkezci) bakış açısı ve söylem oluşturur. Örneğin Göçmen ardıç ya da çeviri metnindeki haliyle Saka kuşlarının insanın emeğine fırsat bulurlarsa tecavüz ettikleri ima edilir: “Saka kuşu kurt, solucan gibi böceklerden başka kiraz gibi meyvelerden de hoşlanır. Amerika’da bazı ziraatçılar kiraz ağaçlarını havi [içeren] olan bahçelerde yabani dut ağacı da yetiştirirler. Saka kuşu bu meyveyi daha çok sevdiğinden bunlar dururken kiraz ağaçlarına tecavüz etmesine lüzum kalmıyor.” Ayrıca bu kuşların değeri, insanların faydasına ve/ya da zararına göre kalibre edilmiş antroposantrik[11] tartıda belirlenmiştir: “Mamafih [bununla birlikte] saka kuşunun gıdasının üçte ikisini ziraata muzır olan kurtlar ve böcekler teşkil ettiği için ziraata faydası zararından çok olan kuşlardan sayılır.” Yine de bu ideolojik alt yapı metnin ana izleği olan, insanın neredeyse tamamen tahrip olmuş ekolojik bağını iyileştirmeyi amaç edinen pedagojik ve ekolojik edimselliği fazla gölgelemez.
İnsan, diğer tüm organizmalar gibi doğanın biyotik bir unsurudur ve diğer tüm biyotik ve abiyotik unsurlarla diyalektik bir ilişki içerisindedir. Bu diyalektik ilişkinin kendine özgü doğal ve doğrudan bir iletişim dizgesi vardır. Bu dizge insan dili gibi dolayımlı ve varsayımsal değildir. Gösterenle gösterilen arasındaki bağ insan dilinde olduğu gibi rastlantısal ve uzlaşısal değil, nedenseldir. İnsan, kendi diline ve dilinin sağladığı türcü ve faydacı olanaklara sarıldıkça, doğa durumunda doğal olarak edindiği bu iletişim becerisini kaybetmiş ve kaybettikçe de gerçeklikten kopmuş, diliyle yarattığı illüzyon gerçeklikte yaşamaya başlamıştır. Gerçeklik insan için doğal bir durum olmaktan çıkmış, her an yeniden yaratılan bir simülasyona dönüşmüştür.
“Doğada(n) Öğrenim” (Nature-Study) anlayışı, gerçeklik algısının yerine bizatihi gerçekliği ikame etmek, doğal dili yeniden edinmek ve çevreyle diyalektik ilişkiyi yeniden tesis etmek yönünde pedagojik ve ekolojik bir çaba gibi görünmektedir. Bu öğretim anlayışında, ilk ve orta dereceli okullardaki öğrencilerin çevrelerini, birlikte yaşadıkları diğer canlı komşularını, onların dilini, yaşama pratiklerini, kendileriyle olan ilişkilerini, teorik değil bizatihi duyularıyla algılayarak, birlikte yaşayarak ve gerçek bir iletişim kurarak öğrenmeleri hedeflenmektedir.
Kimi boşluklar ve anlam kayıpları olmakla beraber, kaynak metnin bu ana fikri, bana göre İhsan Sungu tarafından yerelleştirilen “Tabiat-ı Tetkik Dersleri: Saka Kuşu” adlı yazıda da egemendir. Yazının yerelleştirme yapan çevirmeni, yukarıda bahsedildiği üzere kaynak metnin kimi önemli unsurlarını atlamış, sadece kuş türünün adını yerelleştirmekle yetinmiş ve kaynak metinde belirtilen Göçmen ardıç kuşuna özgü biçimsel ve davranışsal özellikleri saka kuşuna olduğu gibi nakletmiş olmasına rağmen çocukların çevreleriyle diyalektik ve doğal iletişim tesis etmeleri ana izleğini takip etmiştir.
III. AK PELİKAN OLARAK SAKA
Ali Nazima, Maarif gazetesinin 08.09.1892 tarihli 62. sayısında yayımlanan “Tarih-i Tabiî: Saka Kuşu” adlı yazıda, hakkında yazdığı kuşun biçimsel özelliklerini (morfolojisini) şöyle tarif eder: “Cesameti kuğulardan ziyade ve boyu, tam bir büyüklüğe vasıl olduğu vakit, gagasının ucundan kuyruğunun nihayetine kadar iki metredir; kanatları dahi açıldığı vakit dört metre uzunluğunda olduğu halde göze çarpar.” (s. 153) Ali Nazima bu morfolojik tanımı kuşun başı, gagası, kanatları ve bilhassa da alt gagasına bitişik kesesini anlatarak devam ettirir. Söz konusu metne ayrıca saka kuşunun aşağıdaki temsili resmi de eklidir.

Hem morfolojik tanımdan hem de temsili resimden de açıkça anlaşıldığı üzere yazarın metinde tanıttığı kuş, bugün Türkçe bilinen adıyla bir Ak pelikandır (Pelecanus onocrotalus). Dolayısıyla her ne kadar Türkçede bugün “saka” adı sadece, Ötücüler (Passeriformes) takımından İspinozgiller (Fringillidae) ailesine mensup Carduelis carduelis türü için kullanılıyor olsa da, geçmişte Ak pelikan yerine de kullanılmıştır.
Uluslararası katılımlı bir toplantıda yukarıdaki fotoğrafı yansıda gösterip kuşun adının saka olduğunu söylediğimde salonda yükselen uğultuyu unutamıyorum. Külyutmaz Türk kuşçuları bu bariz hataya anında itiraz etmişler ve bunun saka değil pelikan olduğunun altını çizerek engin morfolojik bilgilerini cümle aleme duyurmuşlardır.
Dilbilimsel ve sözlükbilimsel açıdan bakıldığında, Türkçede kuşların adlandırılmasına ilişkin kapsamlı ve metodolojik bir çalışma henüz yapılmamıştır. Şüphesiz Kuşlar (Aves) sınıfına mensup türlerin Türkçede adlandırılması (nomenclature) ile ilgili tez, makale, sözlük vb. gibi birçok metin bulunsa da, bunlar daha çok belirli bir türe ya da konuya odaklanmışlardır ve neredeyse tümü kapsayıcı bilimsel bir yaklaşım ve yöntemden yoksundur, dolayısıyla kuşların Türkçe adlandırılmaları açısından yetersizdir. Biyolojik ve ornitolojik taraftaysa az ve yetersiz olmasına rağmen bu tür dilsel ve/ya da sözlüksel çalışmalar neredeyse hiç dikkate alınmamaktadır. Bugün Türkçe isimlendirmede temel ve belirleyici referans kaynağı durumunda olan Barış ve Boyla’nın bir proje kapsamında hazırladığı Dünya Kuşlarının Türkçe İsimleri (son güncelleme 2021) adlı listenin kaynakçasına bakıldığında hiçbir Türkçe derleme, etimolojik ya da genel sözlüğe atıfta bulunulmadığı, az sayıda olan bilimsel metinlerden yararlanılmadığı görülmektedir. Sözlükbilim tarafında ornitolojinin, ornitoloji tarafında ise sözlükbilimin eksikliği hemen göze çarpmaktadır.
Görgüsü, bilgisi ve olanakları elverdiğince yaban hayatını, genelde hayvan türlerini, özelde de kuşları istikrarlı bir şekilde okuyucusuna aktarmaya çalışan alaylı ve tutkulu bir doğabilimci ve doğa ansiklopedisti olarak tarif edebileceğimiz Ali Nazima’nın saka kuşuyla ilgili bu yazısı, Türkçede kuşların adlandırılması meselesine on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden yapılan bir katkı gibi de okunabilir. Yazarın her ne kadar amacı o olmasa da, metninin analitik ve eleştirel çözümlemesi bu katkıyı görünür kılmaktadır. Nitekim metnin başlığını okuyup görselini gören günümüz okuyucusu doğal olarak, bugün “pelikan” olarak bildiğimiz kuşa neden “saka” denmiş olacağını düşünecektir. Bunu en azından bir “yanlışlığa” ya da Türkçenin “yetersizliğine” yorması bile, Türkçede kuşların adlandırılmasının anlaşılmasına yönelik bir eylem olacaktır. Elbette yalnız bu kadarla sınırlı kalması halinde bu edim bir olasılık hesabından başka bir şey ifade etmeyecek ve sonucu teyit edilmiş bir edime dönüşmeyecektir. Türkçede kuşların adlandırılmasında temel sorunsallardan biri de zaten budur. Türkçede kuş isimlerinin azımsanmayacak bir kısmı, tarihsel ve sözlükbilimsel olarak herhangi bir araştırma ve doğrulama zahmetine katlanmaksızın, kimi tahminlere ve niyet okumalara göre yok sayılarak baştan oluşturulmuştur.
Bugün dünyada biyolojik olarak ayrı tür olduğu kanıtlanmış tüm kuş türlerine Türkçede tarihsel süreç içerisinde mutlaka birer ad verilmiş olduğunu ileri sürmüyorum. Üstelik böyle bir iddia sadece Türkçe için değil dünyanın diğer tüm dilleri için de geçersizdir. Tür denilen şey aslen insan icadıdır ve bilimsel kimi verilerin insan diliyle sınıflandırılmasından başka bir şey değildir. Biyoloji biliminin çalışma ve verileri ışığında her geçen an yeni bir kuş türü listeye dahil olabilmekte, daha önce farklı olduğu düşünülen kimi türler aynı tür olarak tanımlanabilmekte ve bunun gibi kimi türsel geçişler her an yaşanabilmektedir. Ayrıca bazı türler arasında morfolojik farklılıklar neredeyse yok denecek kadar az olabilmektedir. Hal böyle olunca, dünyada hiçbir kültürel dil, tarihsel süreç içerisinde tüm kuş türlerini doğru ve eksiksiz tanımlayamaz. Ancak yukarıda da anlatıldığı üzere Türkçede durum biraz daha farklı ve sorunludur. İşte Ali Nazima’nın bu metni başka her şeyin yanında bu meseleye dikkat çekmek ve bunun üzerinde düşünmek için de bir fırsattır. Türkçe kuş adlandırmalarında (nomenclature) tarihsel ve sözlükbilimsel yön çok zayıftır ve kuş adlarına yönelik dilsel çalışmalarda da biyoloji biliminin verileri neredeyse hiç bilinmemektedir.
Ali Nazima, metnin hemen girişinde, Saka kuşu, yani Ak pelikanlar hakkında ilginç bir bilgi verir. Yazar, saka kuşunun tüm kuşlar içerisinde fiziksel olarak en büyük üçüncü kuş olduğunu söyler. Bu savını hangi kaynağa ya da veriye dayandırdığını ve Ak pelikandan daha büyük olan iki kuşun hangileri olduğunu belirtmez. Ancak kuşun boyutuna ilişkin verdiği bilgiler, bugün elimizde olan gerçek boyut bilgilerinden çok uzak değildir. Collins’e ve CornellLab’e göre Pelecanus onocrotalus’un gaga ucundan kuyruğa kadar uzunluğu 175 cm’ye ve kanat açık genişliği de 360 cm’ye kadar varabilmektedir. Söz konusu metinde de bu uzunlukların sırasıyla 2 metreye ve 4 metreye kadar varabildiği bildirilmektedir. Bugün amatör kuş gözlemcilerinden profesyonel ornitologlara kadar kuşlarla ilgili herkes onların morfolojisi, habitatları, göçleri, coğrafi dağılımları, beslenmeleri vb. konuda çevrimiçi ve/ya da basılı sayısız kaynaktan hemen bilgi sahibi olabilmektedir. Ali Nazima’nın metninde kuşun boyutuna dair verdiği bilgilerdeki bu denli bir sapmayı değerlendirirken, söz konusu bu yazının on dokuzuncu yüzyılın sonunda, İstanbul’da yazıldığını unutmamak gerekiyor.
Yazarın, kuşun morfolojisine dair verdiği bilgiler de bugün bildiklerimizle örtüşmektedir. Kuşun gençken farklı, üreme döneminde farklı tüy donunda olduğunu; yavruyken kıra çalan renginin üreme döneminde toz pembe renkle karışık beyaza dönüştüğünü; boynunun altında ve arkasında yumuşak tüylerin bulunduğunu, üst gagasında bir kırmızı şerit yer aldığını, alt gagaya birleşik sarı bir kesesi olduğunu ve buna benzer daha başka morfolojik özellikleri eksiksiz ve hatasız olarak ortaya koyar. Ali Nazima muhtemelen bu yazısını batı dillerinde okuduğu kaynak metin ya da metinlerden çevirerek ya da esinlenerek yazmıştır. Ancak sözcük ve cümlelerine bakılırsa, Anadolu’nun iç sularında görülen ve hatta bugün bile kimi sulak alanlarda üremekte olan Ak pelikan kuşunu görüp bildiği izlenimi de uyanmaktadır.
IV. ÖTÜCÜ SAKA KUŞU OLARAK SAKA
Saka kuşunun Carduelis carduelis türü için kullanıldığı son metin Mecmua-i Lisan dergisinin 12 Mart 1899 tarihli 12. sayısında yayımlanan “Saka Kuşu” adlı yazıdır. Yazı Fransızca bir metinden çevrilmiştir ve çevirmeni Leskofikli Abdullah Hilmi’dir. Yazı, bilimsel, ornitolojik ya da kuş gözlemiyle ilgili değildir; kuşlarla insanlar arasındaki romantik ve santimantal ilişkiye yoğunlaşan bir hikayedir.
Leskofikli Abdullah Hilmi tarafından Fransızcadan çevrilen bu kısa anlatıda, saka kuşu biyolojik bir varlık olmaktan çok, insani duyguların taşıyıcısı hâline getirilmiştir. Metnin anlatıcısı bizzat saka kuşunun kendisidir. Birinci tekil şahısla konuşan kuş, doğumundan başlayarak yaşam öyküsünü anlatır; annesinin şefkatini, yuvasının güvenliğini, düştükten sonra insanlar tarafından bulunmasını, bir okul öğrencisi tarafından sahiplenilmesini ve nihayet özgürlüğüne kavuşmasını aktarır. Böylece metin, dönemin yaygın çocuk eğitimi ve ahlak öğretisi metinlerinde sıklıkla rastlanan antropomorfik anlatım tekniğini kullanır. Kuş konuşur, hisseder, özler, üzülür, sevinir ve insanlar gibi düşünür.
Bu yönüyle metnin amacı kuşları tanıtmak ya da doğa hakkında bilgi vermek değildir. Asıl amaç, çocuk okuyucuda merhamet, şefkat, sadakat ve vefa gibi ahlaki duyguları geliştirmektir. Saka kuşu burada biyolojik bir tür olmaktan çıkarak pedagojik bir araca dönüşür. Okuyucunun kuşla özdeşlik kurabilmesi için kuşa insani nitelikler yüklenmiş, onun dünyası insanın duygusal dünyasına tercüme edilmiştir. Nitekim anlatının merkezinde kuşun morfolojisi, davranışları ya da doğal yaşamı değil; Reşid adlı öğrenciyle kurduğu dostluk yer alır.
Bu durum, on dokuzuncu yüzyıl sonu Osmanlı çocuk yayınlarında hayvanların nasıl temsil edildiğine dair de önemli ipuçları vermektedir. Hayvanlar çoğu zaman kendi başlarına birer özne olarak değil, insanlara ahlaki dersler vermek üzere kurgulanan karakterler olarak görünürler. Saka kuşunun anlatıcı yapılması ilk bakışta ona söz hakkı tanıyor gibi görünse de, gerçekte konuşan kuş değil, kuşun ağzından insan değerlerini dile getiren pedagojik söylemdir. Bu nedenle metin, hayvan merkezli değil insan merkezli bir anlatı üretmektedir.
Bununla birlikte metnin sonunda dikkat çekici bir gerilim de ortaya çıkar. Reşid’in kuşu kafesten çıkarıp özgürlüğüne kavuşturması, dönemin yaygın sahiplenme ve evcilleştirme anlayışının sınırlarını aşan bir jest olarak okunabilir. Kuşun gerçek mutluluğunun insan yanında değil, özgür yaşamında bulunduğunun kabul edilmesi, metnin insanmerkezci çerçevesini bütünüyle ortadan kaldırmasa da onu kısmen yumuşatmaktadır. Hikâyenin duygusal doruk noktası da tam burada oluşur: Dostluk devam eder, fakat sahiplik sona erer.
Bu açıdan bakıldığında “Saka Kuşu” metni, saka adının Carduelis carduelis türü için kullanıldığını göstermenin ötesinde, Osmanlı son döneminde kuşların kültürel ve pedagojik temsillerine ilişkin de önemli veriler sunmaktadır. Önceki bölümlerde incelenen metinlerde saka adı sırasıyla bir öğretim nesnesine ve bir doğa tarihi nesnesine dönüşürken, burada duygusal ve ahlaki bir özneye dönüşmektedir. Böylece aynı kuş adı etrafında yalnızca farklı türler değil, farklı insan-doğa ilişkileri ve farklı temsil biçimleri de görünür hâle gelmektedir.
V. SONUÇ:
Bu çalışmada, farklı dönemlerde yayımlanmış üç metin üzerinden Türkçedeki “saka” adının tarihsel kullanımları incelenmiş ve günümüzde büyük ölçüde Carduelis carduelis türüyle özdeşleşmiş olan bu adın geçmişte farklı kuş türleri için de kullanıldığı ortaya konulmuştur. İncelenen metinlerde saka adı bir yandan Ak pelikanı (Pelecanus onocrotalus), bir yandan Kuzey Amerika’ya özgü Göçmen ardıcı (Turdus migratorius), bir yandan da bugün alışılmış anlamıyla ötücü saka kuşunu (Carduelis carduelis) karşılamaktadır. Böylece tek bir kuş adı etrafında yürütülen bu inceleme, Türkçede kuş adlandırmalarının sanıldığından çok daha hareketli, çok katmanlı ve tarihsel olarak değişken bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Ancak çalışma boyunca ortaya çıkan sonuç yalnızca bir adlandırma tarihinden ibaret değildir. İncelenen üç metin, aynı adın farklı türleri karşılamasının ötesinde, insanın kuşlarla ve genel olarak doğayla kurduğu ilişkinin farklı biçimlerini de görünür kılmaktadır. Terbiye dergisinde yayımlanan ve Anna Botsford Comstock’un Handbook of Nature-Study adlı eserinden uyarlanan metinde saka, çocukların çevrelerini doğrudan gözlemleyerek öğrenmelerini sağlayan pedagojik bir araç hâline gelir. Ali Nazima’nın metninde ise aynı ad, doğa tarihi bilgisinin konusu olan bir canlıyı tanımlar. Mecmua-i Lisan’daki hikâyede ise saka, biyolojik özelliklerinden ziyade insanların duygu dünyasında yer bulan, dostluk, sadakat ve özgürlük gibi kavramların taşıyıcısı olan edebî bir özne olarak karşımıza çıkar. Böylece “saka” adı yalnızca farklı kuş türlerini değil, farklı bilgi biçimlerini, farklı söylemleri ve farklı insan-doğa ilişkilerini de birbirine bağlayan bir kavşak işlevi görmektedir.
Çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer husus, Türkiye’de kuş adlandırmalarına ilişkin araştırmaların disiplinlerarası bir bakış açısına ihtiyaç duyduğudur. Ornitoloji alanında hazırlanan güncel adlandırma listeleri çoğu zaman tarihsel sözlükleri, eski süreli yayınları ve dilsel kaynakları dikkate almamakta; buna karşılık sözlükbilimsel ve filolojik çalışmalar da biyoloji ve taksonominin sağladığı verilerden yeterince yararlanmamaktadır. Oysa tarihsel metinlerde karşılaşılan kuş adlarının doğru biçimde yorumlanabilmesi, dilbilim, sözlükbilim, tarih, çeviribilim ve ornitolojinin ortak katkısını gerekli kılmaktadır. “Saka” örneği, bu alanlar arasındaki kopukluğun nasıl yanlış değerlendirmelere yol açabileceğini açık biçimde göstermektedir.
İncelenen metinler ayrıca doğaya ilişkin bilginin nasıl üretildiği ve aktarıldığı konusunda da önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle Nature-Study yaklaşımından yapılan çeviri ve uyarlamalar, doğanın kitaplardan değil, doğrudan gözlem ve deneyim yoluyla öğrenilmesi gerektiği düşüncesini merkeze almaktadır. Her ne kadar bu metinlerde zaman zaman türcü, faydacı ve insanmerkezci söylemlerle karşılaşılsa da, temel amaç insanın çevresindeki canlıları tanımasını, onların yaşamlarını dikkatle gözlemlemesini ve onlarla yeniden ilişki kurmasını sağlamaktır. Bu yönüyle söz konusu metinler, modern insanın giderek zayıflayan ekolojik bağını yeniden tesis etmeye yönelik erken pedagojik girişimler olarak da okunabilir.
Sonuç olarak “saka” adı etrafında yürütülen bu çalışma, bir kuş adının tarihsel serüveninin yalnızca dilsel bir mesele olmadığını göstermektedir. Kuş adları; çeviri tercihlerini, eğitim anlayışlarını, doğa bilgisinin dolaşımını, kültürel temsilleri ve insanın diğer canlılarla kurduğu ilişkiyi görünür kılan önemli tarihsel belgelerdir. Türkçedeki kuş adlarının tarihsel gelişimini sözlükler, süreli yayınlar, doğa tarihi metinleri ve eğitim kaynakları üzerinden sistemli biçimde inceleyen yeni çalışmaların, hem Türkçenin sözlüksel tarihine hem de Türkiye’de doğa tarihi ve ornitoloji araştırmalarına önemli katkılar sağlayacağı açıktır.
EK 1:

Tabiat-ı Tetkik Dersleri: Saka Kuşu
– Muallimlere ait izahat –
Hayatının tetkiki çocukları alakadar edecek kuşlardan biri Saka kuşudur.
Saka kuşu muhacir kuşlardandır. Bahara doğru gelir ve kışa doğru gider. Böcek ve haşeratla taayyüş eder [beslenir]. Evvela erkeği, sonra dişisi gelir. Dişisi gelmeden evvel erkeği ötmez. Saka kuşunun yuva yapması çok şayan-ı dikkattir [ilgi çekicidir]. Evvela yuva için lazım olan otlarla dal ve yaprakları toplar ve emin bir yerde saklar. Kâfi miktarda malzeme topladıktan sonra bunları tanzim eder. Sonra en yakın yerde su birikintisinden ağzıyla çamur alarak yuvasına taşımağa başlar ve bu çamurla yuvasının etrafını sıvar. Bazen dişisi yuvayı sıvarken erkeğinin malzeme toplayıp getirdiği olur. Eğer mevsim kurak gider de çamur bulunamazsa yuvasını çamursuz otlarla yapar.
Saka kuşu dört yumurta ile kuluçkaya yatar. Yumurtaların üzerine erkek de dişi de münavebeten [nöbetleşe] oturur. On bir ile on dört gün zarfında yavrular yumurtadan çıkmağa başlarlar. Saka kuşunun yavrusunda en çok nazar-ı dikkati celp eden [dikkat çeken] şey, ağzının büyüklüğüdür. Yuvada bulunduğu müddetçe sarı ağzını mütemadiyen açar. Saka kuşunun erkeği de dişisi de, bu büyük ağzı gıda ile doldurmak için epeyce zahmet çekerler. Yavruya hem baba, hem anne gıda getirir. Anne kuluçkada olduğu zaman onun gıdasını da baba getirir.
Amerikalı Profesör Treadwell’in[12] tetkikatına nazaran, saka yavrusu günde 68 kurt ve solucan yemektedir. Saka yavrusu yumurtadan çıktıktan altı veya sekiz gün sonra gözleri açılır. O zamana kadar tüyleri de henüz çıkmamıştır. Ancak on bir gün sonra tüyleri tamamlanır. Yalnız kuyruğu eksiktir. Bu yüzden zavallıyı uçmaya alıştırmak için ebeveyni epeyce zahmet çeker.
Saka kuşu birkaç defa kuluçka olur. Yalnız aynı yuvada birbirini müteakip iki defa kuluçka olmazlar. Bunun da sebebi saka kuşunun yuvasını temiz tutmak için vuku bulan bütün ihtimamına rağmen yine yuvanın az çok kirlenmiş olması ve birtakım tufeyli [parazit] mikropların istilasına maruz kalmasıdır.
Saka kuşu kurt, solucan gibi böceklerden başka kiraz gibi meyvelerden de hoşlanır. Amerika’da bazı ziraatçılar kiraz ağaçlarını havi [içeren] olan bahçelerde yabani dut ağacı da yetiştirirler. Saka kuşu bu meyveyi daha çok sevdiğinden bunlar dururken kiraz ağaçlarına tecavüz etmesine lüzum kalmıyor. Mamafih [bununla birlikte] saka kuşunun gıdasının üçte ikisini ziraata muzır olan kurtlar ve böcekler teşkil ettiği için ziraata faydası zararından çok olan kuşlardan sayılır.[13]
Saka kuşunun düşmanları kedi ve kargadır. Aynı saka kuşunun birkaç sene müteakiben aynı yerlere gelip yuva yaptığına dikkat olunmuştur.
“Saka Kuşunun Tetkiki”
“Saka kuşunun muhtelif hayati safhaları hakkında çocukların tetkiklerde bulunabilmeleri için muallimin onlara muhtelif sualler hazırlaması lazımdır. Bu sualler, saka kuşunun muhtelif zamanlardaki ahvâline taalluk eder. Vakti gelmeden, suallerin hepsi çocuklara verilmemelidir.
Çocuklar vakti gelince kendilerine sorulan ve not defterlerine yazdırılan suallerin cevaplarını kendi kendilerine bulmak için tetkikler yapmağa ve tetkik neticesinde elde ettikleri malumatı defterlerine kaydetmeye davet edilmelidir. Muallim, saka kuşunun şeklini ve rengini talebeye tarif eder ve çocukları saka kuşunu gördükleri yerlerde kendisini ve yuvasını tetkik etmelerini kendilerine tavsiye eyler. Talebe, saka kuşunu görüp tetkik ettikçe veya yuvasını tetkike fırsat buldukça, not defterlerine muhtelif resimler ve taslaklar çizer.
Saka kuşu hakkında çocukların tetkikatta bulunmaları için muallimin talebeye soracağı sualleri, mevsim sırasıyla ve birkaç seri hâlinde aşağıya kaydediyoruz*:
(A) Serisi (Mart Ayında)
1. Bu sene ilk defa olarak saka kuşuna hangi gün tesadüf ettiniz? Defterinize kaydediniz.
2. Kışın bulunduğunuz yerde hiç saka kuşuna tesadüf ettiniz mi?[14] Ettinizse yuva yaptığını veya öttüğünü görüp işittiniz mi?
3. Bahar vakti ilk geldiği zaman saka kuşunun ne yediğini gördünüz mü? Bu sırada yediği şeyler, onun alelade zamanlarda yediği şeyler midir?
4. Saka kuşu gelir gelmez[15] öttüğünü işittiniz mi?
(B) Serisi (Nisan İçinde)
1. Saka kuşu serçeye nispetle büyük mü, küçük müdür?
2. Gagasının, gözünün, gözünün etrafının rengi nasıldır?
3. Başının tepesinin, arkasının, boğazının, göğsünün rengi nasıldır?
4. Saka kuşlarının hepsinin tepesinin, arkasının ve göğsünün rengi aynı derecede parlak mıdır?
5. Kanatlarının rengi nasıldır?
6. Kuyruk tüylerinin rengi nasıldır? Kuyruklarının neresi beyazdır? Kuş uçmadığı zamanda beyaz lekeleri görünür mü? Bu beyaz lekeler, saka kuşunun ne işine yarar?
7. Saka kuşu önünüzde uçarken nerelerinde beyaz lekeler gördünüz?
8. Ayaklarının ve bacaklarının rengi nasıldır?
(C) Serisi (Bir hafta sonra)
1. Saka kuşunun günün hangi saatinde öttüğünü işittiniz?[16]
2. Saka kuşu, bir kediye tesadüf ettiği zaman sesinin değiştiğine dikkat ettiniz mi?
3. Saka kuşu bir kargaya ve ya şahine[17] tesadüf ettiği zaman ne gibi sesler çıkarmağa başladı?
4. Saka kuşunu gördüğünüz zaman yürüyor muydu, koşuyor muydu, sıçrıyor muydu?
5. Saka kuşu bir kurdu avladığı zaman nasıl vaziyet aldığını tetkik ettiniz mi?[18]
6. Saka kuşunun bir kurdu toprak altından nasıl çıkardığını gördünüz mü?
7. Saka kuşunun kurttan başka şeyler yediğini gördünüz mü?
(D) Serisi (Bir hafta sonra)
1. Tetkik ettiğiniz saka kuşu hangi tarihte yuvasını yapmağa başladı?
2. Yuva nerede yapıldı ve ne ile vücuda getirildi?
3. Saka kuşunun erkeği ile dişisinin rengi arasındaki farkı söyleyebilir misiniz? Erkek ile dişinin ikisi de yuvayı yaparken çalıştılar mı?
4. Yuvanın harcı[19] nereden ve nasıl getirildi? Bu işi saka kuşunun erkeği ile dişisinden hangisi yaptı?
5. Yuva için çamuru neden ve nasıl getirdiler?[20]
(E) Serisi (Bir hafta sonra)
1. Saka kuşunun yuvasında kaç yumurta gördünüz? Yumurtaların rengi nasıldır?
2. Dişi ile erkeğin hangisi kuluçka oldu? Gece yuvada hangisi durdu?
3. Yumurtadan ilk yavru çıktığı tarihi yazınız.
4. Yavrunun halini anlatınız. Gagasının rengi ve şekli nasıldır?[21] Yavrunun gözü açık mı? Tüyleri var mı? Tavuk civcivi ile mukayese ediniz ve aradaki farkı yazınız.
5. Yavru, yuvaya başkasının yaklaştığını hissedince ne yapıyor? Niçin böyle yapıyor?
6. Yavrunun hiç sesini duydunuz mu?
7. Yavrunun ebeveyni, kendisine ne yediriyorlar? Babası ile annesinin her ikisi de yavrularına yediriyorlar mı?[22]
8. Bir saka kuşunun kurt ve saire avladığı yerde başka saka kuşunun de gelip avladığını gördünüz mü?
(F) Serisi (Üç gün sonra)
1.Yavru, yumurtadan çıktıktan kaç gün sonra gözleri açıldı?[23]
2. Kaç gün sonra tüyleri çıktı?[24]
3. Yavrunun kanatları mı, kuyruğu mu daha evvel çıktı?
4. Yuvanın temizlendiğini gördünüz mü?
5. Yavrunun yuvayı terk ettiği tarihi kaydediniz. Bu sırada ebeveyni ne yolda hareket ettiler?
6. Yavrunun nasıl uçtuğunu tasvir ediniz?[25]
7. Yavrunun göğsünün rengi ebeveynin renginden farklı mı?
8. Ebeveyni bir müddet yavru ile birlikte kaldılar mı? Ebeveyni yavrularına ne suretle baktılar?
(G) Serisi (Yaz mevsiminde çocuklar tarafından takip edilmek üzere verilmektedir.)
1. Saka kuşu bütün yaz orada mıydı?
2. Saka kuşu kirazlarınıza dokundu mu? Kirazlarınıza dokunmaması için ne gibi tedbirler aldınız?
3. Saka kuşunun bize ne gibi faydası vardır?
4. Saka kuşu sonbaharda ne zamana kadar bizimle beraber kaldı?
5. Saka kuşunun ne gibi düşmanları var? Düşmanlarıyla nasıl mücadele ediyor? Onların elinden kendini nasıl kurtarıyor? Biz onu düşmanlarına karşı nasıl himaye edebiliriz?
6. Aynı saka kuşunun her sene aynı yere gelip konmadığına dikkat ediniz.
(Çocuklar yalnız görebildikleri, tetkik ettikleri şeyleri olduğu gibi yazacaklar, başkalarından işittikleri veya kitaplarda gördükleri şeyleri cevap olarak kaydetmeyeceklerdir. Tabiat tetkiki, asıl çocuğu müşahedeye alıştırmak gayesini takip ettiği için ikinci veya üçüncü elden malumatı çocuğa yazdırmaktan ziyade kendisinin şahsi tetkikatı mahsulü olan malumatı samimi olarak çocuğa kaydettirmek lazımdır.)
Terbiye, 1, 10 Şubat 1927
EK 2:

Tarih-i Tabiî: Saka Kuşu
Saka yahut havsal[26] denilen kuş bilcümle kuşların üçüncü derecede en büyüğü olan tuhaf bir kuştur. Cesameti kuğulardan ziyade ve boyu, tam bir büyüklüğe vasıl olduğu vakit, gagasının ucundan kuyruğunun nihayetine kadar iki metredir; kanatları dahi açıldığı vakit dört metre uzunluğunda olduğu halde göze çarpar. Saka kuşu daha yavru iken tüyleri kıra çalar bir renkte olup bu renk kuş tamamıyla büyüdüğü zaman toz pembesiyle karışık bir beyaz renge tebeddül eder ve kanatlarının kalın kalemlerinin kenarları gayet koyu siyah renk ile müzeyyen olur. Hayvanın başı gerek şekil ve gerek renkçe şayan-ı dikkat bir şeydir. Saka kuşunun alnı ile boynunun altında kısa ve ince ve yumuşak bir takım tüyler olup ensesine doğru uzanarak başının üzerinde bir tepe hasıl eder; şakaklarıyla gözlerinin etrafında bulunan tüysüz deri adeta et renginde olur. Gagası düz ve yassı olup bir çengel ile nihayet bulan üst ciheti ortasına kadar sarı ve etrafı kırmızıya mâ’il bir renkte olur ve alt ciheti üç taraftan birbiriyle birleşmiş iki kısma münkasım ve bunlara parlak bir sarı renkte, bir çok buruşuklukları havi bir cep şeklinde bir gışa (zar) merbut bulunur. İşte bu cep saka kuşunun en meşhur alâmet-i fârikası olup bu vesileyle hayvanat meraklılarının nazarlarını celp etmiştir. Hal-i istirahatte cüzi [kısmen] aşikâr olan bu gışa, ifa-yı vazife ettiği zaman fevkalade bir büyüklük hasıl olur: Eğer saka kuşu onu açıp yayacak ve muktedir olduğu kadar gerecek olursa mezkur gışa bir çok suyu ihata edeceği gibi bol bol altı kişiyi doyuracak kadar balık istiap edebilir. İstimal olunmadığı hâlde yiyecek ve içeceğin bu gışa tazeliğini bir vakitler fevkalade muhafaza eder. Hayvanda gışa memlû [dolu] olduğu yani gerilmiş bulunduğu zaman harikulade bir manzara hasıl edip hali bulunduğu ve binaenaleyh çekilmiş olduğu vakit gagasının büyüklüğüyle beraber hoş bir manzara meydana getirir. Kuğu ve kaz ve ördek ve sair bu nevi hayvanlar gibi saka kuşu dahi yürümekte biraz suûbet [zorluk] çeker ise de fevkalade sühuletle [kolaylıkla] yüzer.
Gıdasını sabahları ve akşamları arar; suyun üzerinde ve bir hayli yüksekte büyük kanatlarını açmış olduğu hâlde uçarak balıkların dalgaların üzerine gelmesini bekler ve bir balık müşahede ettiği anda hemen üzerine kendini atıp kanatlarıyla suyu çalkalandırır ve balığı cebine indirir. Bu suretle cebini mümkün mertebe doldurduktan sonra kıyıya yakın bir kayanın tepesine çıkıp orada gâh karnını doyurarak ve gâh uyuyarak cep boşalıncaya kadar kalır ve her gün bu minval üzere devam eder.
Saka kuşu sıcak iklimden haz eder ve kıtaat-ı hamisin dördünde bulunup Avrupa’da nadiren müşahede olunur.
Ali Nazima
Maarif, 62, 08.09.1892
EK 3:

Saka Kuşu
Dostum! Uzun dalları letafetle açılan bir ağacın üzerinde doğdum. Bir validenin şefkatinden daha ziyade yumuşak, güzel bir küçük yuva içinde bana gösterilen itinalarla muhabbeti tarif edemem. Ebeveynimin kanatları altında geçirdiğim günler ne bahtiyar bir zaman idi. İlk defa olarak gözlerimi açtığım vakit nerede bulunduğumu anlamak için etrafa bir göz gezdirdim; çiçeklerle müzeyyen ala bir bahçe içinde bulunuyordum.
Güller parlak renklerini mağrurane gösteriyorlar; biçare menekşeler yaprakları altında saklanıyorlar, papatya ve zambaklar da hafif hafif sallanıyorlardı.
Ben her akşam güzel kokularla mest olduğum halde arkadaşlarımla yan yana dururdum. Bu güzel bahçe bir mektebe ait idi. Teneffüs zamanı geldiği vakit talebenin avaze-i meserretlerini işitir, oyunlarını seyir ederdim; bir gün onlar gibi koşuşmak isteyerek beşiğimden atladım. Heyhat!… Kanatlarım beni çekemediklerinden ağacın dibine düştüm. O zaman beni kapmak için bir alay çocukların süratle yanıma geldiklerini gördüm korktum da… Nim mürde [yar ölü] olduğum halde Reşid isminde bir efendi beni aldı hakkımda epey sarf-ı itina ettikten sonra yaldızlı bir kafes içine koydu. Bana nafaka olarak her sabah taze su ile bir parça beyaz şeker verirdi. Bu kadar eltafa [lütuflara] karşı ona en latif nağmelerimle teşekkür ederdim. Pek uslu olduğum zaman kafesimde yatıyordum, beyaz bir perde beni setrederdi. Sabahleyin talebenin ilk selamı bana mahsus idi. Çok kere annemi düşünüyor, beni tekrar hiç bulamadığından dolayı ondan hasıl olacak kederi düşündükçe pek müteessir olup içimi çekerdim. Fakat o kadar bakılıp, o kadar tatlılıkla okşanıyordum ki bu hal bana bütün teessüratımı unuttururdu.
Mini mini sahibimi pek severdim mamafih kusursuz da değildi; bilfarz ceza alacak olsa af edilinceye kadar başını iki elinin arasına kor o vaziyette kalıverirdi. İnadı onu çok kere bedbaht ederdi; ben de onun ıstırap çektiğini gördükçe mustarip olurdum. Son imtihanı takarrüp etti hamimi sıkı sıkı göremediğimden pek müteessif idim. İmtihan günü yanıma gelip “Sen benim için dua edeceksin olmaz mı?” dedi.
Yürekçiğim bir halecan, gözlerim yaşla dolarak cevaben küçük efendimin berhudar olması için ancak en güzel ilahîmi söyleyebildim. Mükâfat günü takarrüp etti. Reşid tahsil ve terbiyesini bitirmiş olduğundan mektepten çıkacaktı. Tevzi-i mükâfat icra olundu. Bizim dost da birinci şahadetnamesini alıp yanıma geldi beni öptü, okşadı, sonra bu sözleri söyledi: “Çocukluğumun aziz arkadaşı! Seni terke mecburum, evimizin bahçesi olmadığından pek bedbaht olacaksın. Tayeran et, uç! Bazen beni de düşün!” Ben o zaman pek büyük bir kederle veda ederek uçtum. Fakat arası çok geçmedi, serâzad [özgür] kaldığımdan müteselli oldum [teselli buldum].
Mütercimi
Leskofikli
Abdullah Hilmi
Mecmua-i Lisan, 12, 12.03.1899
[1] Bu metinde alıntı yapılan TDK sözlüklerine www.sozluk.tdk.gov.tr adresinden ulaşılabilir.
[2] Bu isim Arapçada “pelikan” için kullanılmaktadır. “Rahme” Arapçada “akbaba”,”ma” da “su” demektir. Bu durumda sözcük çevirisi “su akbabası” olmaktadır.
[3] Arapçada “saka kuşu” anlamına gelmektedir. (Bkz. https://www.almaany.com/tr/dict/ar-tr/%D8%AD%D8%B3%D9%88%D9%86/, Erişim tarihi: 29.03.2026)
[4] Bu sözlük girişinde de yine saka, serçe ile tanımlanmıştır.
[5] Günümüz Türkçesi ile: “Saka kuşunun özellikleri: Saka, serçe büyüklüğündedir. Kanatları sarı, kızıl ve siyahtır. Sesi güzel, kendisi çok zekidir. O kadar zekidir ki kafesinin içine bir ip bağlarlar, ipin bir ucuna da küçük bir su kabı takıp kafesin dışındaki suyun içine bırakırlar. Kuş her susadığında gelir, o ipe yapışıp çeker. İpi çektikçe ayağıyla üstüne basar. O su kabı yanına gelene kadar bu işlemi tekrarlar. Yanına gelince suyunu içer, sonra kovayı tekrar aşağı bırakır. Bu kadar küçük bir kuştan, bu derece bir zeka beklenmedik bir şeydir ve hayret vericidir.”
[6] Günümüz Türkçesi ile: “Hindistan’da büyük, ağzı da kocaman bir kuş vardır. Daima suyun bulunmadığı ve yakınlarda suyun olmadığı çölde yaşar. O kuş uzak yerlere gidip su getirir. Öyle bir kursağı vardır ki, bir saka tulumu kadar su alır. Suyu doldurup o çöllere geldiğinde, ne kadar kuş varsa yanına toplanır. O da ağzından onlara su verir. Eğer su yetmezse tekrar gidip getirir. İşte bu yüzden ona ‘Kuşların Sucusu’ derler.”
[7] Anadolu’nun iç kısımlarındaki sulak alanlarda da sıklıkla gözlemlenebilen Ak pelikan.
[8] Linnaeus, kendi taksonomisinde saka kuşlarını ispinoz (Fringilla) cinsinde sınıflamıştır. Daha sonra modern taksonomide sakanın kendine özgü bir cins olduğu tespit edilmiş ve Carduelis carduelis olmuştur.
[9] Türkçesi: “1. Pelikan, pelicanus onocrotalus. 2. Küçük saka kuşu olarak da bilinen saka, fringilla carduelis”
[10] Havva Yılmaz Nurcan tarafından yazılan Yüksek Lisans Tezinde bu yazının yazarı, Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin çevirmeni de olan Ali Haydar Taner’dir (2019, s. 49). Altında herhangi bir imza bulunmayan bu yazının yazarının neden Ali Haydar olduğuna dair herhangi bir açıklama söz konusu tezde mevcut değildir. Bu tezde ayrıca “Tabiat-ı Tetkik Dersleri: Saka Kuşu” adlı metnin bir çeviri olduğu da belirtilmemiştir. Oysa yukarıda gösterildiği üzere metin, yarı uyarlama bir çeviridir. Derginin son sayısından yaptığım tespite göre, bu metnin çevirmen-yazarı “İhsan” yani İhsan Sungu’dur.
[11] Ahlaki ve hukuki hakların sadece insan türüne ait olduğunu ileri süren hastalıklı, ancak egemen bakış açısı.
[12] Burada sözü edilen profesör, yukarıda da açıklandığı gibi Daniel Treadwell’dir (1791-1872). Kendisi esasında bir mucit, sanayici ve tüccardır. Savaş topu mermilerinden ve halata kadar çeşitli ürünler üreten birçok makine tasarlamıştır. Kendisi ayrıca tutkulu bir doğa bilimcidir. Yazıda atıfta bulunulan deneyini bir tesadüf üzerine gerçekleştirir. Bir gün yuvasından düşmüş zor durumdaki iki Göçmen ardıç yavrusu bulur ve bu yavrular üzerinde o meşhur beslenme deneyini yapar. Yavru kuşlara önce çok az solucan verir. Kuşların bunlarla doymadıkları açıktır. Her geçen gün verdiği solucan sayısını belirli bir miktar artırır. Ancak Göçmen ardıç yavrularından biri deneyin 3. gününün öğleninde açlıktan bitap düşerek ölür. Treadwell ölen bu kuşa otopsi yapar ve kursağında ve sindirim organlarında hiçbir gıda maddesine tesadüf etmez. Buradan kuşun yetersiz beslendiği için öldüğü sonucuna varır. Öte yandan diğer kuş yavrusunu solucan miktarını dereceli olarak artırarak beslemeye devam eder. Bu hayatta kalan kuş zorluk çekse de yaşama tutunmayı başarır. Bu kuş, 14. günde toplam ağırlığı yaklaşık 53 gram olan 68 solucan yer. Kuşun kendi ağırlığı sadece 37 gramdır. Yani kendi vücut ağırlığının %40’ından fazlasını 12 saat içinde yemiştir. Yazıda bahsedilen tetkikat işte bu sadece sonuçlarıyla değil etik açıdan da çok tartışılan meşhur deneydir.
[13] Daniel Treadwell de yukarıda sözünü ettiğimiz deneyde aynı sonuca varır. Göçmen ardıçların tükettiği tarıma zararlı böcek ve kurtçukların miktarı düşünüldüğünde, yenmiş birkaç kiraz bu muazzam hizmet için ödenebilecek en düşük ücrettir. Treadwell’in deneyi bu yönüyle doğa korumacı bir kimlik kazanır.
* Tarihler Amerika muhitine göre tespit edilmiştir. Bizim muhtelif mıntıkalarımızda bu tarihlerin değiştiğini izaha lüzum yoktur.
[14] Kaynak metinde kuşun kışı nerede geçirdiği soruluyor.
[15] Kaynak metinde “kuzeye geldiğinde” deniyor.
[16] Kaynak metinde bu sorunun devamında, kuşun yağmurdan önce ötüp ötmediği ve kaç farklı ötüşünün olduğu da soruluyor.
[17] Kaynak metinde şahin değil, atmaca.
[18] Kaynak metinde, kuşun gizlenmiş bir solucanı dinleyerek mi bulduğunu düşünüyorsunuz diye soruluyor ve eğer böyle düşünüyorsanız bunu nasıl yaptığının tarif edilmesi isteniyor. Bu soruda yerelleştirmenin tamamen saka kuşunun özelliklerine göre yapılması gerektiğinin önemi ortaya çıkıyor. Bizim bildiğimiz saka (Carduelis carduelis) ekseriya tohum ve meyvelerle beslenir, bilhassa solucan ya da kurt avlamaz. Aynı açıklama bu serinin altıncı ve yedinci soruları için de geçerlidir.
[19] Göçmen ardıç kuşu yuvasının dışını sıvarken saka kuşu bunu yapmaz. Aynı açıklama serinin beşinci sorusu için de geçerli.
[20] Kaynak metinde bu seri altı sorudan oluşmaktadır. Çeviri metne dahil edilmemiş altıncı soruda, yuvanın içinin nasıl döşendiği sorulmaktadır.
[21] Kaynak metinde ayrıca gaganın neden o kadar büyük olduğu da soruluyor.
[22] Bu soru da yine Türkiye’de sıklıkla görülen saka kuşu için uygun bir soru değildir. Aynı açıklama sekizinci soru için de geçerli.
[23] Kaynak metinde ayrıca, yavru kuşun tüylerinin ilk neresinde çıktığı ve kuşun bu haliyle nasıl göründüğü de soruluyor.
[24] Kaynak metinde, kuluçkadan çıktıktan kaç gün sonra tüy örtüsünün oluştuğu soruluyor.
[25] Kaynak metinde ayrıca neden dengesiz uçtuğu da soruluyor.
[26] Redhouse’un 1890 tarihli A Turkish and English Lexicon adlı sözlüğe göre, “havsal” sözcüğü diğer birçok başka anlamı yanında hem “pelikan” hem de “pelikanın kürk olarak kullanılan göğüs derisi” de demektir. Havsal ya da havsala sözcüğünün bir başka anlamı da “kuş kursağıdır”. Bu anlam daha sonra genişlemiş ve sözcük “anlayış” ve “kavrayış” anlamında da kullanılmıştır. “Aklım, havsalam almıyor.” deyimi de buradan türemedir.